Ankaranın Bağları

Bu ara milattan öncesindeki bilgelere taktım.

Hani derler ya içinde fırtınalar gerçekleşse, hayata bütün kuvvetinle bağıracak günler yaşasan, söylediğin şeyi daha eskiden söylemiş birini muhakkak bulursun.

Örnek mi istersiniz

Seneca !

” Hayat bir öyküye benzer önemli yanı eserin uzun olması değil iyi olmasıdır.” demiş.

Ne zaman

Miladi ilk yıllarda,

Yani 2000 sene önce

Var mı aranızda bu tespite yok öyle değil böyle diyecek biri.

O günkü hayat şartlarını göz önüne alın

Bir de ortalama yaşam süresini.

Sonra bu güne gelin

Çok değil, daha 50 yıl önce ülkemizde “ortalama insan ömrü” 50 idi.

Bugün ise ortalama yaşam süresi 76. 3 yıl!

Çok değil, 20-25 yıl önce, 60 yaşında biri yaşamını yitirdiğinde “İyi yaşadı” denirdi.

Şimdi artık “Genç öldü” diye arkasından ağıt yakılıyor.

Ya 50 yıl sonra doğacak olanlar?

Ortalama 130 yıl yaşayacaklar.

Seneca bu durumu daha o zamandan görmüş.

Devir teknoloji devri.

İnternetin hızını yeterli görmeyenler.

Ellerinde akıllı telefonlar ile dolaşanlar aramızda

Dinledikleri şarkı

” Anahtarlar pencerede tavuk da pişer tencerede ”, “Ankaranın Bağları”, “Ah şu kadınlar”

Anladığım kadarı ile Usta bunları uyarmak için hayatların iyi olması gerektiğini söylemiş.

Benim onun tespitinde taktığım tek kelime hayatı eser olar tanımlaması.

O senin zamanında öyleymiş Hocam.

Artık pek esmiyor.