Bir Kaşık Sevda,Eflatun

Dünkü yazım gündem oluşturmadı. Okuyucu ya benim yazımı veya beni takmadı. Ne gam. Ben de bu günü  serbest yazma günü ilan ettim. Bu  gün size yaklaşık 2 yıl sürdürdüğüm danışmanlık hayatımdan biraz bahsetmek istiyorum.

Özel durumlar ve sağlık koşulları nedeniyle çalışma hayatımı evde devam ettirmeye karar verdim ve bir Danışmanlık şirketi kurdum.. Geniş bir çevrem olduğu için benden danışmanlık hizmeti talep eden işletmeleri ziyaret ediyor ve eksikliklerini tesbit ediyordum. Haftayı çalışma saatlerine bölmüştüm. Aynı bugün ısınmak için dairelere takılan pay ölçerler gibi firmalar haftada kaç saat hizmet alacaklarını belirleyip ona göre program ve ödeme yapıyorlardı. Haftada iki gün ziyaret ettiğim firma da vardı 15 günde bir ziyaret ettiğim firma da.. 30 yıllık iş deneyimimle önce mali yapılarını analiz eder daha sonra firma çalışanları ile görev ve organizasyon yapıları ile ilgili görüşürdüm. Teknik konuların çözümü için ise gene üst düzey yöneticiliği yapmış dostlarımdan yardım alıyordum. Çalıştığım firmalar daha çok Isı Sektöründe Yardımcı Sanayi olarak çalışan  firmalar olup lisan bilen elemanları olmayan ancak ihracat yapma arzusu olan firmalardı.

Bir yandan o firmaların ,özellikle Almanyadaki Büyük Radyator ve  Kombi üreten firmalarına,ürettiği  numune ve ön seri parçalarını  yollarken diğer yandan da özellikle bu şirketlerin sahip ve patronlarına eğitim seminerleri veriyordum.

Bu seminerler sırasında önümüzdeki dönem ile ilgili yönetici davranış biçimleri ile ilgili olarak yapılan söyleşilerde hep şunu söyledim ‘Bir kriz döneminde tepe yöneticileri gemi kaptanları gibidir, amaç geminin batmaması olunca bütün maliyet girdileri tek tek analiz edilmeli ve katma değer yaratmayan veya vazgeçilir olandan başlayarak maliyetler düşürülmelidir.’

Öğrencilerimin beni cankulağı ile dinlediklerini 2000 senesinde ülkemizde başlayıp artarak devam eden krizde çok açık olarak gördüm. Bütün şirketler sanki anlaşmışlar gibi beni işten çıkardılar

Beni bu durumum aklıma Freud’un bir özdeyişini getirdi. Usta diyorki ’ Garip değilmi bir insana vazgeçilmez olduğunu hissetdirdiğiniz de ilk vazgeçeceği siz olursunuz.’

Bu günü serbest yazma günü ilan ettik ya. İş hayatında kahvaltı ettik öğlen yemeğinde sevgiye ve kadın erkek ilişkilerine geldik. Olsun varsın şu an memleketimizde konuşlanacak Patroit Füzelerinden, BDP milletvekillerinin dokunulmazlığının kalkması veya Suriye ile savaş konularından çok daha iyidir.

İnsanın sevdiğine değer vermesi çok iyi bir şeydir. Ancak ona vazgeçilmez biri gibi davranmak orta vadede onu hem yorar hem de tepki vermesine sebep olur.

Bir de herkesin ağzından düşmeyen sevgi ve aşk kelimeleri. Bunu yazarken bu kelimelerin anlamsızlığını düşündüğümü lütfen düşünmeyin. Aşk, sevgi  öyle  duygulardır ki bu işin ne para ile ne mevki ile ne de kuvvet ve güç ile ilgisi vardır.

’ Okyanusta ölmez de insan gider bir kaşık sevdada boğulur’ diyor Eflatun.

Ancak gelin  görün günümüz Türkiyesinde yaşananlara.Güncel haberdir.

İzmirde eşinden boşandıktan sonra bir çocuğu ile birlikte yaşayan P.Ü kendisine evlilik teklif edip kabul görmeyen  O.Ö tarafından öldürüldü. Susma hakkını kullanan zanlı sadece ’ deli gibi seviyordum’ dedi.

Bunun yanısıra bu tip olaylardan sonra gene kurulan bir cümle de ’ Çok pişmanım’ dır.

Adam seneler önce boşandığı eşini ve birlikte olduğu erkeği öldürür. Ancak sonra pişman olur.

Kadına şiddet Ata sporumuz haline gelmiştir. Olaylar eski ailelerde kullanılan ’ Kocamdır sever de döver de ’ formatından çıkmış az da döver çok da döver haline geçmiştir.

Bizim zamanımızdaki gibi, tabiri cağizse, ağız tadı ile yollarda yumruklaşmak artık mümkün olmamakta her tarafta elinde pompalı tüfekle ciplerden inen şehir eşkiyaları kol gezmektedir. Kimse kızmasın gene olayı siyasete bağlayacağım.

Böyle bir toplumda oluşan seçim sonuçlarını gene Eflatun’dan bir alıntı ile bitirelim.

’ Cahil toplumla seçim yapmak okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuduğunu sormak kadar ahmaklıktır.’