Çalı Fasulyesi, Terkos Gölü , Franz Kafka

Şimdi ayıptır söylemesi zeytinyağlı çalı fasulyesini ocağa koydum geldim.

Ben yemek yapmaya  rahmetli eşimin yönetim ve kontrolunda başladığım için hep onun önerdiği malzeme kullanım miktarları ve pişirme sürelerini uygularım.

Pirinç pilavını örnek vermek gerekirse yemek kitapları pirinç ve su oranını 2/3 vermelerine rağmen ben hep suyu 3,5 bardak koyarım.Bu gün yaptığım çalı fasülyesi için kullandığım malzemeleri ise , üzülerek belirtirim ki, size açıklayamam. Sebebi ise şudur ;

Eskiden 1 kg fasulyeden yapılan yemek küçük oğlumun kendi evine çıkması sonucu  ailenin 4 kişiye inmesi nedeniyle şimdi 1/2 kg den yapılmaktadır.Ancak yemek yapanlar bilir ana malzemeyi yarı  yarıya az kullanırken diğer malzemeleri de yarıya indirmeniz mümkün değildir.

Eğer fasulye yarım kiloya indi diye siz yağını,tuzunu,suyunu,şekerini yarım kullanırsanız vay halinize. Yemeğin ilk tadını vermesi mümkün değildir. Böyle bir yemeği özellikle lokanta, restoran (restaurant) dolaşarak kendilerine sunulan yemekleri değerlendiren gurmelere ne kadar para verirseniz verin ne kadar baskı yaparsanız yapın beğendiremezsiniz.

Şimdi bu bloğumu okuyanlar sanırım düşünüyorlardır bu Minkeos acaba nereye gelecek diye. Herhalde aranıyor biraz da kaşınıyor diye fikir yürütüyorlardır.

“Arayan bulamaz, ama aramayan bulunacaktır.” diyor Franz Kafka

Aslında bu gün yaşananlara geleceğim ama beni bilen bilir musluktan akan suyu anlatmaya Terkos Gölünden başlarım.

Bu nedenle lafı fazla dolandırmayayım. Yapılan icraatlar ne olursa olsun bunların başında olanlarının hiç bir şekilde eleştiriye tahammülü olmadığı gibi, nedendir bilmem örnek olarak verdiğim zeytinyağlı çalı fasulyesinde olduğu gibi ne yemeğin yarıyarıya azaldığını ne de lezzetini kaybettiğini kabul eden ve bu işlerin başındakilerini göklere çıkaran yalakaları vardır.

Bu değerlerin diğer bir önemli özelliği de sonuçlarının başarısız olduğu artık kıvırılamayacak şekilde belli olan durumlarda da günah keçilerini bulmalarındaki büyük başarılarıdır.

Bu tip değerli yöneticilere örnek olarak Fatih Terim ve Aziz Yıldırım gösterilebilir.

Fatih Terim bence ( bence diyince kavga çıkmazmış) fevkalade bir ikinci devre antrenörüdür. Genellikle maçın başında yanlış takım kurma ve yanlış taktik verme gibi küçük hatalar yapan değerli hocamızın devre arasında elinde tesbihle soyunma odasına gelip futbolculara  ailevi veya gayri ailevi olmayan sert uyarılar yapması sonucu takım düzelmekte ve genellikle galibiyet almaktadır. Eğer maç galibiyetle bitmezse sonuçları kibarca kendisinden başka her kesime fatura eden bir konuşma yapıp işini yürütmektedir. Zaten son gelen çok değerli iki oyuncunun onun tesbihinden korkmayacaklarını hemen anlamış ve takımı onlara bırakıp keyfini çıkarmaya başlamıştır. Şampiyonluk ise zaten tamamdır.

Aziz Yıldırım ise  Fenerbahçe Klübünün bir olumsuzluk yaşaması halinde herkesin artık ezbere bildiği ” Fenerbahçe Düşmanlığı ve Düşmanları ” kasetini koymakta ve o kişileri bildiğini söylemektedir.Ancak biraz pepeme olması ve konuşurken kızgınlığını açıkça ifade etmesi onun daha başarılı olmasına mani olmaktadır.

Aslında  yaşadıkları olaylarda benzer  davranışı sergileyen ve yaşanan sıkıntıları kendilerine muhalefet edenlerin sırtına yükleyen bir çok değerli büyüğümüz daha vardır. Ancak onlar kendilerini hatip seviyesinde ifade edecek kadar dilimizi iyi kullandıkları için daha çok kendilerine siyaset arenasında rastlamak mümkün olmaktadır.