Elma, Şarap, Orhan Günşiray, Adapazarı Depremi

Bu günkü yazım konusuz ve nedensizdir ve böyle yazıları zaman zaman yazacağım. Bu tip yazılarda benim yaş gurubumdaki insanlar belki kendi eskilerini bulur genç nesil ise bizi anlar.

Ben Beylerbeyi Küplüce doğumluyum. İyiki büyük bir adam olmamışım çünkü o zaman işte doğduğu ev diye gösterilecek bir evim yok. Boğaziçi köprüsü inşa edilirken onu yıkıp üstüne köprünün  ayağını yapmışlar.

Daha sonra Üsküdara gelmişiz . Çingene fırınının yolunda Evliya Hoca sokağının sakini olmuşuz. Daha sonra ise Kadıköy.

1959 da Kadıköye taşındık . Üsküdardan sonra inanın ki dostlarım kendimi Amerikaya geldim zannettim. Kadıköy deyince Moda falan zannetmeyin Yeldeğirmeninde oturdum. O seneleri hatırlamayanlar için söyliyeyim mesela minibüs caddesi Ziverbeye kadardı ondan sonrası yoktu. Bu nedenle ben hala Pendiğe kadar olan o yola Ziverbey derim.

Yeldeğirmeni bir yanı ile Haydarpaşa Garı ve Kadıköy vapur iskelesi yanında seçkin insanların oturduğu bir semt olmanın yanısıra özellikle Yahudi ve Ermenilerin çok az da Rum komşularımızın olduğu bir yaşam mekanı idi. 1906 da inşaatı başlayan Haydarpaşa Garı ile hemen hemen aynı tarihlerde yapılmış olan ilk ve ortaokulları ve apartmanları ile ünlü bir semtimizdi. Hatırlanacak eski dizilerden Melekler Korusunbu semtteki İtalyan Apartmanında çekilmişti. Yahudilerin önemli havralarından biri de burada idi. Ancak 1960 ların ikinci yarısında o zamanları yaşayanların bildiği ancak bu yazının konusu olmayan nedenlerle Musevi vatandaşlarımızın çoğu ülkemizi terketmiştir.

Yaz günlerinde her akşam mahallenin her dinden delikanlıları ve genç kızları zengini ile fakiri ile bir arada bir apartmanın merdivenlerine oturup gitar çalıp şarkı söylerdi.

Anlattığım senelerde daha MFÖ yoktu Erkin Koray yoktu. Sadece Ördek Sermet vardı. Sermetin suratı ve özellikle sesi ördeği çok andırırdı. Rock söylerdi.

O zamanlar Orhan Günşiray çok ünlüydü. Bir yerel magazin mecmuasına verdiği bir demeçteGençliğimde pek param yoktu taşlara oturup elma ile şarap içerdim demişti.

Biz de bazen arkadaşlarla aşağıya deniz kenarına iner taşlar kıçımıza bata bata elma ile şarap içerdik. Arkamızdan tramvay geçerdi. O zaman daha denizler doldurulmamış idi. Halkım diye diye hakkı insanların elinden aldık. Zamanında evlerinin önünden denize giren insanlar şimdi sandalları bahçelerinde,  daha önce deniz olan önlerindeki yoldan geçen araba ve otobüslere bakıyor.

Biz o taşların üstünde şarap içerken 22 temmuz 1967 gecesi Adapazarı depremi oldu. Belki inanmayacaksınız önce rıhtımdaki evlerden binlerce fare denize doğru gelmeye başladı zor ayağa kalktık kendimizi kenara attık.

O zamanlar sadece lambalı radyo var. Bir Yahudi ailesinin evinde telefon var. Orası mahallenin santralı gibi. Herkes eşine dostuna o telefon numarasını vermiş. Acil durumlarda oraya telefon geliyor.  Adapazarında olan depremle ilgili bilgi alamıyorum. Ancak orada çok sevdiğim bir arkadaşım vardı. Durumunu merak ediyordum.

Ertesi günü Adapazarı  yoluna düştüm. Anayolda indim 2 saat yürüdüm. Vasıta yok . Onu bahçede gördüm. Sevindim. Tekrar 2 saat yürüdüm. Anayola çıktım. İstanbul’a geri döndüm.

Konusuz ve nedensiz yazımın sonuna geldim. Siz değerli dostlarıma naçizane bir tavsiye de bulunmak istiyorum. Fırsat buldukça eski şarkıların sözlerini gözden geçirin. Mesela bu günkü yazıma uygun olan bir tane var. Neredeydik nerelere geldik.

Bir yandan anlatmaya çalıştığım her dinden ve farklı gelir seviyesinden dost insanları ve çıkarsız sevgileri düşünün diğer yandan bu günkü kamplara bölünmüş biz ve onlar diye insanları ayıran sevgisiz yaşamı.

Lanet olsun