Gurbet Kuşları, Reflektörlü Eşekler, Jack London

Bu gün toplumumuzdaki insana özellikle kadına yönelik baskı ve tacizleri kendi görüş açımdan yorumlamaya çalışacağım.Bazı yazılarımda kısmen bahsettiğim bu konuyu bugün biraz daha etraflıca işlemek istiyorum.

Konuyu işleyebilmek için önce eğitimden başlamak lazım.  Sayın Vehbi Koç’un ülkemize yaptığı bir çok hizmetin belki de en önemlisi 1967 yılında kurduğu Türk Eğitim Vakfıdır. Onun önderliğinde ve 207 Türk aydını tarafından kurulmuş olan bu Vakıf kurulma nedenlerini

1- Eğitim almak isteyen ancak buna maddi gücü yetmeyen her türlü ilgi ve yardım görmeye değergençlerimizin okuyabilmesi

2- Yurdumuzun anayasal açıdan bir devlet görevi sayılan parasız ve mecburi olan ilköğretimin çabalara rağmen çözülmemiş olması ve çocuklarımızın 2/5 inin okuma imkanının olmaması

ve bunun gibi bir kaç maddeyle açıklamaktadırlar.

Konumuz 45 yıl evvel kurulan bu vakfı tanıtmak değil o günden bu yana yapılan özverili çalışmalara rağmen Türk insanının nereden nereye  geldiğini değerlendirmektir.

Sevgili okurlarıma 1964 yılında çekilen  ’ Gurbet Kuşları’ adlı filmi , eğer imkanları varsa ,izlemelerini öneririm. O günkü İstanbulu ve insanını gösteren çok önemli bir filmdir. Güneydoğu Ekspresi 6 kişilik Bakırcıoğlu ailesini Haydarpaşa Garında bırakır. ‘Bu şehri fethedip Şah olacağız! diye gelen aile içlerinden birinin söylemi ile ’ Kendimizden hiçbirşey katmadan bu şehrin nimetlerinden istifadeye kalktık. Bu yüzden başaramadık.’ der ve aile tekrar Maraşa döner. ( Maraş 1973 yılında Kahramanmaraş olmuştur.)

Bu ailenin  dönmesinine rağmen İstanbul, yıllarca taşı toprağı altın olarak kabul edilmiş ve devamlı göç almıştır. 31.12.2011 itibariyle İstanbul nüfusu 13.6 milyon olup bunun sadece 2.5 milyonu İstanbulludur. Bizim çocukluğumuzda bir yerli olabilmek için en az 3 neslin orada doğmuş olması gerekir derlerdi. Benim gibi 5 nesildir İstanbullu olan kişilerin sayısının ben 1 milyondan az olabileceğini düşünüyorum.

Özellikle çarpıcı olması için İstanbulu örnek veriyorum ancak tabiiki bu söylediklerim diğer göç alan kentler için de geçerlidir.

İstanbula gelenler hakiki İstanbullularla komşu olmak yerine kendi memleketlileri ile bir arada yaşayacakları yerler arayıp, özellikle devletin olan arazilere yerleşmişlerdir. Zaman içinde oy kaygısı ile, kendilerine elektrik, su ve gaz bağlanan evlerinde bildikleri gibi  yaşamaya devam etmişlerdir.. Tabiiki bu söylediğimin dışında şehrin yerlileriyle kaynaşanları da vardır.

Yaşadığı yerlerdeki örf adet ve gelenekleri ile büyük şehirlere gelen bu kesimlerin çocukları da yukarıda anlattığım hususlar dışında bir de töre baskısı ile hayatlarını sürdürmüşlerdir.Böyle bir ataerkil aile ortamında büyüyüp bir de bu günkü eğitim sistemi içinde kendine yer bulamayan insanlar patlamaya hazır bomba gibidirler.

Olayı şöyle toplarsak

1- Örf,adet töre gibi kavramlarla kuşatılmışsınız

2-Aile içinde kadınların hor görüldüğü itilip kakıldığı erkeğin dediği dedik olduğu bir aile yapısı içinde yaşamıssınız.

3- Eğitim yıllarınızın başında yeterli eğitim almadığınız  veya maddi imkansızlıklar nedeni ile dershanelere gidemediğiniz için yüksek okula girme şansınız hemen hemen sıfır

4- Tahsillerini bitirenlerinin de çoğunun iş bulamadığını görüyorsunuz.

Ancak tabiiki gençsiniz ve  bugünün şartlarına uygun bulabildiğiniz bir işe giriyorsunuz ve yuva kuruyorsunuz.

Eşiniz de muhtemelen aynı şartlara sahip bir aileden geldiği için ya çalışmıyordur veya düşük maaşlı bir iştedir. Ancak çocuk olunca çalışmayı doğal olarak bırakacaktır. Bu durumda bir de evin erkeğinin işsiz kaldığını düşünelim. Aile içi şiddet uygulaması için bütün şartlar oluşmuş demektir.

Ünlü Amerikalı yazar Jack London’un bir tesbiti var

” Dişisine kötü davranan tek hayvan insanoğludur” diyor.

En son olarak da bence en tehlikeli olan erkek cinsinden bahsedelim. Bu tipler nesillerinin yüz karasıdır. Eğer bir kızı beğenirlerse ille o kızın kendisi ile beraber olmasını hem isterler hem de hak görürler. Geçenlerde bir Gazete haberi vardı. Güney Afrika ülkesi Botswana’da eşeklerin kulağına reflektör takılıyormuş yola çıkınca arabalar çarpmasın diye. Bence bu söz konusu kişilerin de bir tarafına reflektör takmak lazım. Ancak bu eğitimsiz,sabit fikirli insanlar, karşılarındaki kişinin ne hissettiğini hiç düşünmeden , kendi hayal alemi çerçevesinde, tatminsiz beyinleri ile insan hayatlarını baskı altına almayı, sövmeyi dövmeyi hatta sonlandırmayı bile kendilerine hak olarak görürler.

Bu konuyu bir oyununda William Shakespeare konu etmiş ve bu tip insanları afişe etmiştir.

Beğendiğiniz bedenlere hayalinizdeki ruhları koyup aşk sanıyorsunuz


Bu tip insanların şerrinden allah bütün insanlığı özellikle ülkemi korusun demek istiyorum ama;

Bunların hepsi oy kullanıyor

Benim de bir oyum var onun da