“Henry Youngman,Mutsuz Evlilikler,Akıl

Dün gülmek ile ilgili bir blog yazmıştım. Bu gün ekşi sözlükte dolaşıyordum aşağıdaki deyişi okudum hem güldüm hem de ,ülkemize uymamasına rağmen, sizinle paylaşmak istedim.

Rus asıllı İngiliz,Amerikan komedyen “Henry “Henny” Youngman (orijinal Rus soyadı Yungman; 16 Mart 1906 – 24 Şubat 1998, belki de kendisi için bile gerçek dışı olan bir konuyu paylaşıyor.

“Bazı insanlar uzun süren evliliğimizin sırrının ne olduğunu soruyor. haftada iki kere romantik bir yemeğe gidiyoruz. mum ışığı, güzel bir yemek, hafif müzik ve dans. karım salı günleri gidiyor, bense cumaları.”.

Bu tesbitten yola çıkıp ülkem için saatlerce blog yazabilirsin.

Önce kendi ailemle başlayayım.Benim annemle olan yaş farkım neredeyse annemle babamın yaş farkı kadardır. Babam emekli olduğunda annem 41 yaşındaydı.

Emekli olduktan sonra 35 sene ben annemle babamın değil dansa veya müzikli bir yere; başbaşa bir sinemaya,tiyatroya veya yemeğe gittiğini görmedim.

Bu satırları okuyan o zamanın insanlarının ’ her aile öyle yapardı bunda ne gariplik var?’ dediğini duyar gibi oluyorum.

“Küçük kusurlarımızı itiraf edişimiz, büyük kusurlarımız olmadığına herkesi inandırmak içindir. “ diyor  François de La Rochefoucauld (1613-1680), Fransız yazar.

O yıllarda erkeklerin biraz daha serbest yaşadığını kabul etmeliyiz. Erkeğin kendi gönlüne göre yaşaması o kadar olağan kabul edilirdi ki babamın ifadesiyle ” Emekli olan ya kahveye gider ya camiye .Paran varken kahveye gidersin orada her saat bir çay içmek mecburidir yoksa oturtmazlar. O kadar paran yoksa camiye gidersin orda hem lafını dinlerler hem de bahçede oturmak bedava” derdi.

Muhtemelen o zaman görücü usülü evlilikler yapılması ve eşler arasında en az 10 yaş fark olması, erkeğin kahveye kadının bayan günlerine gitmesini normal kabul ettiriyordu.

Bu günün kadınları o kadar çaresiz değil ve belki de daha kocacı.

Gene mahallemden bir örnek vereyim.

Bir Pazar günü karı koca çocuklarıyla beraber marketten çıkmış eve dönüyorlar. Herhalde baba maaşını yeni almış. Ben arkalarından bakıyorum durum aynen şöyle.

Baba sağ elinle çocuğunun elinden tutmuş, ağzında sigara, sol elinde 4-5 tane market poşeti. Karısı sol koluna girmiş mağrur mağrur gelip geçen kadınlara bakıyor. Adam sol elle aynı zaman da sigara içiyor bütün poşetlerle birlikte sigarasını ağzına götürmeye çalışıyor. Bir de kadın kolundan çıkmıyor. Hani göçmen ağzı ile dile tarif edilemez (anlatılamaz) görmek lazım denir ya aynen öyle.

Bu olayı şunun için yazdım. Benim ailemden verdiğim tarihi örneği günümüzde aynen yaşatan o kadar çok aile varki. Bir birlerinden kopuk yaşayan çiftlere baktığınızda aralarında sevgi eksikliği olduğunu zannedebilirsiniz.

Nietzsche aynı fikirde değil. ”Evlilikleri mutsuz kılan sevginin eksikliği değil, arkadaşlığın eksikliğidir”..diyor.

Bu tip evlilikleri kurtarmak ta çiftlerden birine düşer..” İnsanları olduğu gibi kabul etmeliyiz.Ben akıllıyım bu evliliği devam ettirebilirim” diye düşünerek arkadaşlarının bile kendilerini aramadığı bir ortamda evliliklerini sürdürmek için umutsuzca bir uğraş verir.

Descartes’in de buna bir cevabı var

”Akıllı olmak da bir şey değil,mühim olan o aklı yerinde kullanmaktır.”