İbret Alınmalı

Bu gün size 15 Nisan 2013 de yazdığım ve önemli tespitlerin olduğu bir bloğumu  tekrar sunuyorum. İnsanların ibret alması dileğimleemin kemal özer

Bu gün size biraz heykeltraş Auguste Rodin ve sevgilisi Camilla Claudel’den bahsetmek istiyorum.
Rodin 1840 da Pariste doğdu. Herkesin bildiğinin aksine Rodin düşünce adamıdır. Eline matkap, çekiç alıp hiç taş yontmamıştır. Eserinin tasarımını gerçekleştirmiş ve sonucu üç boyutlu olarak kilden, alçıdan yaratmıştır.Taşı yontmak ve mermeri işlemek atölyede çalışanların görevi olmuştur. Ancak tasarımı ile ilgili olarak söylediği ’ Heykel taşın içinde zaten var ben sadece fazlalıkları atıyorum’ deyişi tarihe iz bırakmıştır.
1864 yılında Rosa Beuret’ le tanıştı ve 53 yıl birlikte oldular ancak evlenmediler. Evlendikleri yıl olan 1917 de parasızlık nedeni ile yeterli ısıtılamayan evlerinde önce Rosa zatüreeden öldü altı ay sonra ise Rodin. Düşünen Adam heykelinin de yer aldığı müzenin bahçesinde yemyeşil çimenler altında birlikte yatmaktadırlar.
Rodinle ilişkisi olan kadınlardan en önemlisi olan Camilla Claudel, Rodin’le 1883 de tanıştı. O zamanında bayanların Fransa Güzel Sanatlar Akademisinde okuması mümkün olmadığı için bir grup genç kadınla birlikte bir atelye kiraladı. Bu gruba heykel eğitimi veren Rodin’in önce talebesi sonra asistanı ve sevgilisi oldu. Ancak hiç bir zaman Rodinle yaşamadı.
İlk zamanlar Rodin’in etkisinde kalmasına rağmen daha sonra heykelde onun rakibi oldu. Birlikte iken ürettiği tahmin edilen 50 eserin çok azı Camillanın eseri olarak kabul edilir.Bunların en önemlisi ise Bronze Waltz’dır. Muhtemelen Rodin’in Rosa’yı hiç terketmemesi ve bunun dışındaki sıkıntılar nedeni ile Camilla’da 1905 yılından itibaren paranoya belirtileri görüldü. 90 civarında eserini kırdı. Rodini eserlerini çalmak ve kendini öldürmek istemekle suçladı.30 yıl akıl hastanesinde kaldıktan sonra 1943 yılında öldü.
Rodin herkesce bilinen ‘Düşünen Adam’ heykelini 1902 yılında yapmaya başladı ve 1906 yılında tamamladı.
Bu gün dünya üzerinde bir çok kopyası olan bu heykelin bir kopyası da Sabancı Müzesine getirilip sergilenmiştir.
’ Düşünen Adam’ adlı eserin bir kopyasını yapmak ve Bakırköydeki Ruh ve Sinir Hastanesinin bahçesine dikmek fikri 1950 li yıllardaki Başhekim Fahri Celal Göktulga’ dan çıkmıştır. Çıkış nedeni de muhtemelen o zaman hastanede yatan heykeltraş Kemal Künmat’tır. Güzel Sanatlar Mezunu olmayan Kemal Künmat heykeli yapmayı kabul etmiştir.
Bakırköydeki Taşocaklarından çıkartılan devasa kaya askeri birliklerin yardımı ile bu gün heykelin durduğu yere getirilmiştir. Heykeli yontmaya başlayan Kemal Künmat bir süre sonra ,akıllı olduğu için mi hasta olduğu için mi bilinmez,heykel için 40.000 lira istemiştir. Heykel ödeneği olmadığı için isteği geri çevrilen Kemal Künmat heykelin elini çenesine koyduğu kolunu yapmadan hastaneyi terketmiş heykel 6 ay kolsuz beklemiştir.
Daha sonra tedavi için hastaneye yatan Yüzbaşı Mehmet Pişdar heykelin kolunu tamamlayabileceğini söylemiştir. Hastane yetkilileri ’ Heykeli bitir seni taburcu edelim’ demişler. Yüzbaşı heykeli bitirmiş ve  taburcu olmuştur.
Heykelin neden hastanenin bahçesine konulduğunu soran gazetecilere Başhekim Yardımcısı Faruk Bayülgen gülerek ’ Hastane dışındakilerin durumu içerdekilerden daha kötü. Bu heykel dışardakilerin durumu ne olacak diye düşünüyor’ demiştir.
Bu kadar alakasız şeyi neden yazdın diye soranlar için cevabım şudur:
1- Rodin gibi en büyük ödülleri alan en büyük nişanlara layık görünen bir insan bile ölürken ısınmak için gerekli olan gelirden mahrum olarak hayatını sonlandırmıştır. Nerdeydik nerelere geldik sadece bir şarkı değildir.
2- Hırs ve tatminsizlik insanı Camilla gibi istenmeyen durumlara düşürebilir. Bunun için bazı yöneticiler özellikle zamanında iyi yaptığı şeyleri kırıp dökmekten kaçınmalıdır. Yoksa sonları akıl hastanesinde bitmez ama en az onun kadar kendilerine üzüntü verecek sonuçları yaşayabilirler.
3- Hastane dışında oldukları için gururlu olanların Hastane Başhekiminin ’ Onların durumu içeridekilerden daha kötü’  tesbitini  ciddiye almalarını şiddetle öneririm.
3-İnsanlarımızı yontan, sözlerine hep ’ Milletimizin yarısı ‘  diye başlayan  cümleler  kuranlar,  gelecekte yanlarında saf tutan  bazı insanların paçalarına simesine şaşmamalıdırlar.
Çünkü bu ülkede daha uzun yıllar kutlanacak ve anılacak çok 19 Mayıs, 29 Ekim, çok 10 Kasımlar olacaktır.
Saygıyla duyurulur.