İspanyol Paça , Karpuz kabuğu, Orhan Gencebay

Biz orada durmuş gidenlere melul melul bakarken  Teğmen Kamber Pakiş geldi ’ Hadi siz de arkalarından devam edin, Pazar akşamı gelirken de kumaşlarınızı getirin sizi Dikimevine gönderelim ’ dedi.

Hemen koştuk ailemizle hasret giderdik, sonra bindik trene birlikte Haydarpaşaya gittik. O zamanlar çok az kişinin özel arabası var.

Sayılı gün çabuk geçti. Ben evli olduğum için Çarşamba günü de iznim var. Resmi elbisem yok. Herkes dışarı çıkınca o subaya selam bu subaya selam ben iki el cepte. Bu lafı söyleyince aklıma geldi. Benim üstümdeki pantalonunun ya cebi yukarıda veya benim ellerim aşağıda . Kesin karar verdim yeni haricilerimi diktirirken pantalon cebi için de ölçü vereceğim.

Neyse gün geldi sadece bizim takımın değil bütün okulun, kendilerine  elbise olmayan problemli subay adaylarını bir askeri otobüsle okula çok yakın bir Dikimevine  götürdüler.

O zamanlar İspanyol Pantolon modası var geniş paça, sokakta köşeyi dönerken paça senden evvel dönüyor. Ceketler bele oturuyor. Teğmen Pakiş’in harici elbisesi öyle. Ben de terzi eri o günün tabiriyle kafaladım, tamam öyle dikeriz dedi. Bir de harici şapka önemli. Okulun bizlere verdiği büyük bir Ramazan pidesi boyutunda az kaliteli kumaştan yapılmış bir şapka, kafan içinde kayboluyor. Rengi asker rengi olmasa tramvay biletçisi sanacaksın.Muvazzaf subaylar para ile Beyazıttan kısa siperli ancak yasak olmayan şapka alıp takıyorlar. Benim üstümde en kaliteli kumaştan yapılmış elbise olacak şapkanın da öylesi yakışır dedim gittim bir hafta sonu bir tane aldım.

Elbiseler hazır dediler. Denemek ve uygunsa almak için tekrar Dikimevine gittik. Elbiseler hazır değil veya doğru olmamış diyeceğimi sanıyorsanız yanılırsınız. Fıstık gibi olmuş tam oturuyor. Neyse hafta sonu geldi. İlk defa harici elbiselerimle törene çıkacağım. Bölük komutanımız bölüğün en önünde yürüyor.O da İstanbullu Bostancıda oturuyor. Yürüyüş öncesi beni uzaktan gördü hemen yanıma geldi. ’ Flamayı da kademeye  (askeriyenin bakım kısmı) yollasaydın da bir bakım yapıp parlatsalardı’ dedi. Fırçamı kayıyor dedim baktım bıyık altından gülüyor, memnun.

Ne ise çıkış yürüyüşü başladı biz en son bölüğüz. Bizim takım da son bölüğüm son takımı. Sizin anlayacağınız bizden sonra merasim bitiyor. Hepimiz Alay Komutanını önünden geçiyor onu selamlıyor sonra vın yokuş aşağı Nizamiyeden dışarı. Ben yeni elbisemle coşmuşum kaz adımlarını en yükseğe atıyor, pantalonun İspanyol paçalarını Alay komutanının suratına doğru savunuyorum. Hemen yan arkamda Teğmen Kamber Pakiş. O an orduda en önemli adamlar kim diye sorsalar önce Teğmen Pakiş sonra ben en sonra Genel Kurmay Başkanı diyeceğim o moda girdim yani. Alay komutanı da töreni bırakmış kaz adımı pırıl pırıl elbiselerle önünden geçen biri subay biri subay adayı ili kişiyi hayranlıkla seyrediyor. O an karar verdim askerlik süresince sadece askerlik yapacaktım.

O ara hafta içi disiplinsizlik yapan öğrenciler hafta sonu okulda kalırdı. Tören bitti . O hafta içerde kalacak olan 3. Manga komutanı koşarak geldi. ’ Çabuk flamayı ver ben geri götürürüm sen treni yakala trendekiler subay adayı görsün dedi. Çok hislendim. O güne kadar flama taşıdığım için hep herkesden bir sonraki trenle evime giderdim.

Tekrar okula dönünce Aziz geldi. ’ Yahu dedi Burhan da burdaymış.hadi ona gidelim’ ’ Burhan kim? dedim ’ Orhan Gencebayın kardeşi’ Yemek paydosunda ona gittik. O başka bir bölükte. Orada öğrendiğim bir şeyi sizinle paylaşayım. Burhanın soyadı KENCEBAY, muhtemelen Orhan da Kencebaymış herhalde telaffuz zorluğundan K yı G yapmış. Bence iyi de yapmış.

Artık silah eğitimlerimiz başladı. Her gün meşhur Tavşantepeye gidiyoruz. Önce tabanca atışları ile başladık. Daha sonra tüfek atışları başladı. Evvela 3 deneme atışı yaptık ondan sonra 3 tane sicilimize girecek atış. Aynı filmlerdeki gibi. Sen atışı yapıyorsun Mehmedin biri delinmiş kağıda bakıyor puanını söylüyor. 8 diyor 10 diyor. Yanımdaki arkadaş ilk atışı yaptı. Okuyan asker 4 ve 6 dedi. Teğmen Pakiş ’ Bu nasıl iş bir kurşun 2 delik ’ dedi. Asker bir kurşun da en yandaki atış yerinden geldi’ dedi. Teğmen ’ En yandan ateş eden ayağa kalk’ dedi. minibüs M….’nin haşmetli vücudu göründü. ’ Komutanım benim silahla işim yok at diyorsunuz atıyorum ’ dedi. Meğer atış yaparken iki gözünüde kapatıyormuş. Artık nereye kime denk gelirse. Geri dönerken yolda ’ Yahu böyle iş olurmu? birilerini vuracaktın’ dedim. ‘Sana ne onlar da beni askere almasalardı’ dedi.

O akşam yemekte karpuz vardı. Yemekhaneden  iki tane irice ve etli, büyük karpuz kabuğu aldım. Gece 21:45 te yatakhanede ışıklar söner istirahat başlardı. Hocamız kilo fazlalığından ve eğitimin ağırlığından hemen uyurdu. Sabırla bekledim. Yüzükoyun yatma moduna geçince kabukları aldım ve alt pijamasının içine soktum elimle de suları çıksın diye biraz sıvazladım. Biraz sonra yatış şeklini değiştirdi sırtüstü yatmaya başladı. Ağırlığını verince karpuz kabuğundan sular daha da kuvvetli çıkıyor. Herkes uyanık, sonucu bekliyor. Birden uyandı elini pijamasının içine soktu ’ Ulan uzun şimdi seni şikayet etmeye gidiyorum’ dedi. Karpuz kabuklarını çıkarıp yere atarak hayatının hatasını yaptı.

Teğmen Pakiş’le birlikte döndüler. Pakiş bıyık altından gülüyor. ’ Komutanım kendisi uyku sersemi kalkmış yerdeki karpuz kabuğuna basmış , üstüne oturduğu için Pijaması kirlenmiş’ dedim. Minibüs ’ Yalan söylüyor komutanım’ diyor.Ben devam ettim ‘Eğer onun söylediği gibiyse karpuz çekirdekleri pijamanın içinde kalmış olabilir. İndirsin de bakalım ’ Hoca hemen durumu kavradı. ’ Ondan sonra da sabah bütün bölük dün gece hocanın g….ü gördük diyecek şikayetimden vazgeçtim’ dedi.

Okul döneminin sonuna kadar bana olan kızgınlık ve kırgınlığını sürdüren değerli hocamıza umarrım hayat gülen gözlerle bakmıştır