İzmir değil İstanbul, Garfield

Bu gün iki gün önce söz verdiğim gibi fabrikamın o günkü Emaye Montaj kısmını yazmaya çalışacağım.

Haliç Dönüşüm Projesi nedeniyle istimlak yoluyla belediyeye  satılan veya devredilen fabrikamızın Genel Müdürlük binası bu gün Silahtarağada İGDAŞ olarak hizmet veriyor. Ancak o zaman Haliçi ‘gözlerim gibi masmavi yapacağım ’ diyen  Belediye Başkanımız şu an yurtdışında ve Haliç hala mavi değil.  Yeni projelerle ithal su getirilip olay çözülmeye çalışılıyor. Neyse biz anılarımıza dönelim.

Emaye kısmını anlatırken emayenin de ne olduğunu kısaca belirtelim. Emaye bazı kimyevi malzemelerin biraraya getirilmesi ile elde edilen bir karışım olup emaye yapılması istenen parçalar önce bu karışıma daldırılır sonra tellere asılarak fırınlarda 900 dereceye varan sıcaklıkta pişirilir. Özellikle fırın tepsilerinde kullandığımız bu teknoloji 1950 den sonra Türkiyeye gelmiş ve sadece ev cihazlarında değil, soba, mutfak ve sıhhi tesisat cihazlarında da, paslanmaz çelik yerine, normal karbonlu çeliklerin emayelenerek kullanılmasını sağlamıştır.

Emaye kısmımız da yukarda verdiğim bilgi ışığında özellikle kışın, içinde bulunan fırının da tesiri ile, özellikle, öğlen paydosunda  tüm fabrika çalışanlarının ziyaret ve ihtiyaç giderme odağı idi. Fabrikanın her kısmından gelen  işçiler, Hammadde Ambarı elemanları ve özellikle  Kutu reyoncusuna olan yakınlıkları ölçüsünde temin ettikleri yeni, az kullanılmış veya hurda fırın kutularının üstünde burada uyurlardı.

Benim şirketteki ilk görevim , herhalde Genel Müdür hısım olduğu için bana güvendi, şirkete bir Malzeme Kod Listesi hazırlamaktı. Örnek olarak da önüme bir Nato Kod Sistemi verdiler. Sizi teknik olarak sıkmak istemem ancak işin ne kadar önemli olduğunu iki cümle ile anlatayım. Şirkette bir malzeme sistemi olmadığı için, mesela aynı vida sağ yan duvarda ve sol yan duvarda kullanıldığı halde ayrı bir malzeme imiş gibi stoklanıyor ve çoğu kez biri biterse öbürü kullanılmıyor ve üretim duruyordu.  Alımların ihtiyacın çok üstünde miktarlarda, ödemelerin ise şirketin bol parası olduğu için,  her hafta cuma günü nakit olarak yapılması piyasada itibarimızı çok yüksek tutuyordu. Ben 9 ay sonra askerlik nedeni ile şirketten ayrıldım. Kod sistemini görevli diğer arkadaşlarla beraber hazırlamıştık. Askerlik sonrası tekrar aynı yerden göreve devam ettim.Yaşananlar çok ilginçti. İlerde izleyeceksiniz.

Emaye ziyaretimde Emaye İşletme Şefi ile tanıştım. Kimya Fakültesinde asistan doktor iken ayrılıp özel teşebbüste görev almış. Tabii herkes o zamanlar gırgır. Sabah ilk iş olarak’ Doktor hastayım bir ilaç yaz’ diyenleri kabul ediyor. O bir süre sonrs işletmeden ayrıldı Genel Müdürlükte görev aldı ve çok uzun seneler yollarımız kesişti.Arada haberleşiyoruz. Hala çalışıyor. Kendisine sağlıklı ve huzurlu bir yaşam dilerim.

Emaye kısmı ile ilgili bir anımı aktarmadan geçemeyeceğim. O zamanlar yıl sonu sayımlarında kontrol elemanı olarak Holdingin üst kademe yöneticileri görevlendirildi. Bize de o yıl Bekoteknikin Genel Müdürü düştü. O da eski basketbolcu ve Vefa da oynamış. Ben de 2 yıl Vefa da oynadım. Kasım sonunda da bize yeni bir Muhasebe Müdürü atandı. Holdingden yollanmış. Hırslı biri. O da sayımda hazır bulunacak. Ne ise sayım günü geldi. Kontrol öncesi Sayın Genel Müdür ile bir süre basketboldan konuştuk. Gayet sevecen bir insan. Sonra sayımı kontrol etmek için Emaye Dairesine geldik. İşçiler daha önce sayımı yapmışlar biz sadece kontrol edeceğiz. Kontrolör ’ Şu yığını sayalım’ dedi. Fırın Tepsilerini sayacağız. Sayım öncesi çalışanlar 60- 70 adetlik gruplar hazırlamışlar sonunda da herhalde yorulmuşlar. Son kısmı 326 deyip bırakmışlar. Genel Müdür de tam o grubu gösteriyor. Sayım elemanına saydırdık.325 dedi. Kontrolör ’ Tamamdır, herhalde bir tanesini atladık’ diyorduki yeni atanan Muhasebe Müdürü ’ Olurmu efendim tekrar sayalım ’ dedi. Tekrar sayıldı 327 çıktı. Tam kepazelikl.Hemen duruma el koydum. ’ Müsaade edin bir de ben sayayım’ dedim ’ O piti piti karemela sepeti terazi lastik cimnastik 326’ dedim olay kapandı.

Montaj kısmı ise adından da anlaşılacağı gibi parçaların birbirlerine bağlanması sonucu mamul haline geldiği son aşama. Oradan sonra bitmiş mamul kutusuna konup ambara teslim ediliyor. Bu kısmın Şefi fıkra anlatması ile çok ünlü. Hem fıkraları kıvamında anlatamıyor hem de dinlediği fıkrayı aktarırken bazı yanlışlar yapıyor. Bütün arkadaşlar çoğu kez onun odasında toplanıp fıkraya değil ama onun anlatış hatalarına gülüyorlar . Bir gün gene ısrarımız üzerine ’ Tamam dedi bu fıkrayı bana da yeni anlattılar ama çok komik’. Fıkrayı anlatmaya başladı tam bir yerine gelince ’ Burada harfleri söylemek gerek’ dedi  ’ İZMİRİN İ si ’ Fıkrayı dinleyen bir arkadaşımız da ’ Hangi İ si?’ diye sordu ’ baştakimi sondakimi?’ Montaj Şefi arkadaşımız çok kızdı ’ Fıkranın içine ettin’ dedi. ’ Daha da anlatmam’. Bu söylemi Başbakanın Davosta söylediği ’ Daha da gelmem’ ile lütfen karıştırmayınız. Sonradan öğrendik ki anlatılan fıkrada arkadaşımız İSTANBULUN İ  si diyeceğine iZMİRİN İ si demiş.. O gün bugün fıkranın sonunu öğrenemedik.

Bu yazının sonunda siyasi bir hiciv bekliyenler boşuna beklemesin. Ben siz dostlarıma 40 sene evvelki yaşamdan bir kesit sundum. İnsanların fikir ayrılıkları nedeniyle birbirlerinden ayrıştırıldıkları yıllara giden bir akışın içinde insanların yaşama arzularını ve mizah anlayışlarına sıkı sıkı sarıldıkları, herkesin ’ değişik görüşlere sahip olmasına rağmen ortak bir paydada buluşmak için’ emek verdiği bir dönemdi.  Şimdi ise herkes Garfield gibi oldu.Menfaatlerinin olmadığı hiç bir şeyi yapmamak için her şeyi yapan insanlar kapladı dört bir yanımızı.

Ama iş menfaate gelince

Anlarsınız ya