Kararlı İnsanlar,Semiramis Pekkan, kuzenim Aykut

Dün bu güne kadar yazdıklarıma baktımda hem kendimi eleştirdim hem hoşuma gitti.

Her insanın sesi güzel değildir ama insan kendi sesini 1 hamamda 2 araba radyosuna eşlik ederken güzel zannedermiş. İkisinin de ortak paydası yanında kimse olmamasıdır.

Ben artık sağ ayağımı pek kullanamadığım için fazla evden çıkamıyorum. Bu yıl Tuzladan İstanbula 6-7 defa indim. Evde oturduğum için küçük oğlum beni yazmak için teşvik etti. Çok az konuda bilgisi olupta her konuda fikri olanları hiç sevmem ama şimdi kendim yazılarımla o konumu bilinçli olarak seçtim.

’ Baba yaşadıklarını yaz’ dedi ’ Bu kadar sene bakla ayıklamadın.’

Benim kötü bir huyum vardır. Gerek aile gerek çalışma hayatında 2*2= 4 eder demedim. Sadece 3 ten büyük 5 ten küçüktür dedim. Gerisini de onlara bıraktım. Bu nedenle zaman zaman da başım baldan  kurtulmadı.

Önce futbol yazdım. Sonra nostaljik ve sosyal konular. Artık yönümü biliyorum. Ben 50 yılı aşan bir sürecin içinde insanların kendilerinden birşeyler bulduğu, genellikle belki güldürmeyen ancak tebessüm ettiren, bu günkü taraflara bölünmüş insanlara ortak paydada birleştirici görüşler yazmaya çalışacağım.

Çok hoşuma giden bir fıkrayı sizinle paylaşayım.

Dış Ticaretin sıkıntılı olduğu ve gelen malların vergisini vermenin önemli olduğu günlerde çok iyi görünümlü bir adam gümrüğe gelmiş. Elinde bir valiz. Gümrük memuru ’ Deklare edecek birşeyiniz varmı?’ demiş. Adam ‘Hayır’ demiş. Gümrükçü ’ Çantada ne var?’ demiş. Adam cevaplamış ’ Kuş Yemi’ . ’ Görmemizde bir sakınca varmı?’ demiş gümrükçü. ’ Yok efendim niye olsun’ demiş yolcu.

Çanta açılmış içinden çok pahalı marka saatler çıkmış. Gümrükçü ’ Bu ne iş?’ diye sormuş. Adam ’ Ben’ demiş ’ En üst katta oturur güvercin yetiştiririm. Eve gidince çantayı açar yemlerini güvercinlerin önüne koyarım yiyip yememek onlara kalmış.’

Şimdi çantamı açıyorum.

Ben kararlı insanları çok severim. Bir kuzenim var benden 3 ay büyüktür. Orta mektepde ben Alman Lisesine giderken o da Kadıköydeki Maarif Kolejine gidiyordu. Babası subay olduğu için bizde kalıyordu. 1950 li seneleri anlatıyorum. Daha Türkiyede doğru dürüst Kot Pantalon yok. Ben basketbol oynuyorum sadece Venüs markalı bir spor ayakkabı var. Spor ve Sergi Sarayı yapılırken bu günkü tartan pistlere benzeyen bir suspansiyonik asfalt yapılmış sonra bizimkiler onu tamir için üstüne bizim yol asfaltından dökmüşler. Düştüğün zaman jilet gibi kesiyor. O sahalarda ayakkabı 1 ayda yırtılıyor. O zamanlar bilinen adıyla Çin Ketsi var. Dışarıya gidenlere para verilip temin ediliyor onlar bir sezon dayanıyor.

Tabii bir de o zamanlar Tophane var yaşı tutanlar hatırlayacak. Amerikan Mağazaları var. Orada Amerikan Ketsler var. Blue Gean var en önemlisi benim vücuduma uyan ceket bile var. Tek sıkıntı bizim paramız yok. Arada sırada almaya değil seyre gidiyoruz. Bizim haftalık harçlığımız 5 lira. Kuzenim ’ Ben bu pantalonu alacağım’ dedi.  ’ Burada pahalı sen onu Amerikada al’ dedim.’ Olur öyle yaparım’ dedi.

Maarif Kolejinin yakışıklıları arasında benim kuzenim. Sınıfın penceresinden bir ev görülüyormuş. İki tane kız varmış. Bir yandan pantolonu için para biriktiriyor diğer yandan kızlardan birine işaret çekiyormuş. Okul yatılı Çarşamba günü 3-4 saat dışarı salıyorlar. Karşı cinse olan yatırım bu saatler içinde yapılıyor. Çünkü hafta sonu bizimkiler onu tek başına çıkartmıyorlar.

Kuzenim bir gün geldi ’ Ben Amerikaya gideceğim’ dedi. Lise 2 deydi. ’ Tamam dedim sen bir koşuda git ben adettir arkandan su dökerim’ ’ Dalga geçme’ dedi ’ Kağıtları aldım.’ O zaman bizim Liselerde 11 ders okutuluyor bu Amerikada 5 miş. Lisede 5 ders okudu isen onları gösterip oraya yatay geçiş yapılıyormuş veya buna benzer bir şey. Öyle böyle bir gün kuzen geldi. Ağzı kulağında ’ Seni Amerikaya kabul ettiler galiba’ dedim. ’ Yok’ dedi ’ Pantolon aldım’ . Ama kemer alamamış para yetmemiş. Benim takviyemle onu da aldık.

Uzatmayayım o yıl sonu kuzen Amerikaya Yatay geçiş yaptı. Hem çalıştı hem okudu . İlk karıyı beceremedi. Türkiyeye geldiğinde bir gün bana ’ Bak benim kızlar’  diye gazeteyi uzattı. Gazetede  Ajda ile Semiramisin birlikte resimleri vardı. O zamanlar şimdiki kadar birbirlerine benzemiyorlardı. Bu Semiramis dedi.

Sonra Amerikalı oldu. Her Amerikalı gibi tekrar evlendi. Her şeyin onların lisanı ile ’ BİG’ olduğu bu yerde çok yedi, çok içti. Kalp Damarları değişti. Şimdi hala arasıra Türkiyeye gelir. Sayemde Türkçeyi unutmadı ona hala çıkan güncel küfürleri gönderirim. Şöyle ağzını doldurarak küfür edip vatanını hatırlasın deye.

Hem dayak yemek korkusu da yok!