Karpuz Kabak, Akıllı Pisuarlar

Dün bıraktığımız yerden devam edelim.

Sabah işe gelir gelmez bir haber geldi, işçi yemeklerle ilgili olarak şikayette bulunmak üzere Genel Müdürlüğe yürüyecek, Satınalma Müdürü ile görüşecek diye. Şirketin o zaman işçi sayısı 3000 in üstünde. Yaklaşık 200 kişi Genel Müdürlüğün girişinde toplandı. Satınalma Müdürü de devlet emeklisi. En ufak bir eleştiride ’ Beni sıkmayın kalbim var’ diyor. İşçi Temsilcilerinin şikayeti karpuzdan. Karpuzların çoğu kabak çıkmış.Yönetimi ucuz ve kalitesiz mal almakla suçluyorlar. Ellerinde de  bir iki tane kabak karpuz var. Satınalma Müdürü gene kalbini ortaya atıp Satınalma Elemanını ve Personel Müdürünü çağırttı.  Satınalmacı Kadıköyde oturan benden epey yaşlı bir eleman  ve serviste beraber oturuyoruz. Zamanında , Kadıköyü bilenler için söylüyorum, Bahariye Caddesinde sol tarafta kalan apartmanların önemli bir kısmı ailesine aitmiş ancak kumar tutkusu ona hepsini sattırmış ve memur olarak çalışmaya başlamış. Güngörmüş bir insan. Yanımıza geldiğinde sendikacılardan biri yanında getirdiği karpuzu satınalmacının kafasına geçirdi. Adamın üstü başı tamamen karpuz suyu oldu. Ama ilginç olan karpuzun kıpkırmızı çıkması.

İlk yönetim dersimi almıştım. Ne Satınalma Müdürü ne de yanında duran Personel Müdürü sendikacılara ’ Bakın karpuz kankırmızı çıktı’ demedi veya ’ Bu yemek için alınan 600 karpuzun hepsinin iyi ve tatlı çıkması mümkün mü?’ diye sormadı. Bu yaşında olay yerini terkederken ağlayan satınalmacı ağbimize baktım. Çok üzülmüştüm. Herhalde yarın gelir istifa eder diye düşünüyordum. Hiç öyle olmadı. Ertesi gün geldi ve çalışmaya devam etti.

İnsanların gereksinimleri nedeniyle kişiliklerini teslim ettikleri bu durum beni çok üzmüştü ancak çalışma hayatım boyunca bunu çok yaşadım.

Ben size iyisimi ortalığı biraz yumuşatacak kebap anımı anlatayım.

Üniversite de okurken arada bir içki içerdim. Okulda Güneydoğulu bir arkadaş rakının baklava ile çok güzel içildiğini söylemişti. Aksaray Meydanında yeraltında bir kebapçı vardı. Fiyatlarının ucuz olması dışında içki de satması nedeniyle oraya gittim. ‘Ben’ dedim ‘Yarım şişe rakı bir de baklava istiyorum’.Garson bana resimdeki büyük dilimli Havuç Baklavadan getirdi. Rakı bununla içilirmiş. Ben baklavadan bir parça alıyorum arkadan bir yudum rakı. İnanın gitmiyor. Durum kepaze. Yanımdaki masaya oturan biri ’ Yap bir Halep işi ’ dedi ‘Ama kuzudan ve bol sovanlı’. Adamın siparişi geldi. Eline koca bir ekmek alıp kebabın suyuna banıyor ben rakının yanında baklavayı yutmaya çalışıyorum. Dayanamadım garsonu çağırdım ’ Ben de aynısından istiyorum’ dedim. Oh be dünya varmış hayatımda yediğim en güzel kebaptı.

Biz gene fabrikaya dönelim.

Ertesi gün Pres Şefi olan arkadaşın daveti üzerine onun yanına gittim. Kendisi benden 1 yaş küçüktü ve Şeflik yapıyordu. Kendisi ile yaptığım görüşmede sadece kendinin değil diğer mühendislerin de yeni mezun olmalarına rağmen görevlerine Şef olarak başladıklarını söyledi. Anlaşılan ya Personel Müdürümüz maldan anlıyor ya da Mühendisler analarından yönetim kaabiliyeti ile doğuyor.

Pres Şefinin yanında otururken hem pencereden imalatı hem de dün Temsilcilerin arasında gördüğüm palabıyıklı işçiyi kesiyorum. Adam dün en çok bağıran kişiydi. Kafaya koydum onu ilerde milli yapacağım.

Tam o sırada eli cebinde bir ustabaşı içeri girdi. Ustabaşıların elbiselerinin rengi değişik ordan tanıyorsunuz.Adam biraz laubali gibi eli pantalonun cebinde. Şef tanıştırdı adam elini cebinden çıkarır gibi yaptı ben de hemen elimi uzattım. Aman allahım adamın eli yok biz de el diye bileğine dalmışız insan ayıp bir şey tutar gibi oluyor.Çalışma hayatının başında dikkatsizlik sonucu elini prese kaptırmış. Şef gülüyor bu şakayı her yeni gelene yaparlarmış.Herkes adamın bileğini kavrarmış. Usta kendinle barışık bir kişi. Ancak kırk sene evvel bu günkü gibi fotoselli sistemler yoktu.İşçi prese elle parça koyar ayak pedalı ile basardı. Dikkatsizlik çok kişiyi parmaksız, elsiz bırakmıştır. Şimdiki  presler baskı alanında herhangi bir yabancı cisim görünce otomatik olarak basmıyor. Fotoselli sistemler hayatımızın her safhasına girdi. Sadece kullandığınız katın lambalarını yakan merdiven otomatikleri, elinizi uzatınca suyun aktığı çekince durduğu  sistemler ancak ben en çok genel tuvaletlerin pisuarlarındaki sensörleri severim. İhtiyacınızı giderdikten sonra hiçbirşey yapmadan olay yerini terkediyorsunuz arkanızdan gümbür gümbür su sesi geliyor. Bunu neden yazdım ben de bilmiyorum ama içimden geldi.

Ben sadece ülkemdeki değil tüm dünyadaki çalışanlara iş kazasız bir çalışma hayatı dilerim. Hepsinin allah yardımcısı olsun