Kaşıkçı Elması,Oynamıyorum İşte, Hamit Kaplan

Bazen torunlarımı birlikte oynarlarken seyrediyorum da hep gülesim geliyor hiç şasasım gelmiyor.

Bir tanesi benden uzun benden yapılı bu sene Liseyi bitirecek diğeri, 43 numara ayakkabı giyer,bu sene eski sisteme göre Ortaokula başlayacak.

İkisi yanyana yere oturarak hayali bir senaryo çizip oyuncak dövüştürüyorlar.

Ben de bazen kapının kenarından onları seyrediyorum.

Herhalde bakışlarımda eleştiri görmüşler ki bir gün büyük torun ” Dede ” dedi ” Sen çocukluğunda hiç böyle oynamadın mı?”

” Oynamaz olurmuyum torun dedim hem de daniskasını oynadım. Ancak benim böyle parayla alınan oyuncağım yoktu”.hamit kaplan

Yaşı bana yakın olanlar hatırlar 1950 li yıllarda biz güreş sporunda çok önde idik.

O yıllarda çok Avrupa, Olimpiyat ve Dünya Şampiyonlarımız vardı.

Ben de o günlerde gazetelerde çıkan resimleri keser ve onları hayalimdeki kahramanların yerine koyardım.

Özellikle Hamit Kaplan benim idolumdu.

95 kilosu ile ağır siklet olarak güreşir ve 120-130 kiloluk rakip güreşçilere minderi dar ederdi.

Ben onun resmini kendisinden çok daha büyük boyutlu düşman yerine koyduğum resimlerle dövüştürür hem de savaşı ağzımla seslendirirdim. Oyuncağı olmayan her çocuk gibi yani.

Büyüyünce Ankara – İstanbul arasında yaptığım seyahatlerde hep Hamit Kaplan Tesislerinde duran otobüsleri seçtim.

Sonra onu 42 yaşında bir trafik kazasında kaybettik. Sanki ailemden biri ölmüş gibi ağladığımı hatırlarım.

Sonra yaşlandık.

Ülkeyi yöneten büyüklerimiz bizi büyük millet olduğumuza inandırdılar.

İçte ve dışta çok düşmanımız vardı.

Ülkesini çok seven değerli siyasetçiler ülkemizi çağdaş medeniyet seviyesine çıkarmak için yarıştılar da yarıştılar.

Bir türlü olmadı

Benzin kuyruklarından, sıkıntılardan kurtulamadık bir türlü.

Borçlar ve İ.M.F

Aman da aman aman da aman

Benim  o zamanlar bir  eski eser düşmanı ekonomist olarak harika bir fikrim vardı. Biraz da siyaset yapanları sevmediğim için

” Kaşıkçı Elmasını satalım borçlarımızı ödeyelim demek içimden geliyor ancak diyemiyorum” diye düşüncemi seslendirmiştim

” Ancak bu siyasiler o kadar ahlaksızdır ki  buna alışırlar ertesi günü Şah İsmail’ in tahtını satarlar”

Düşündüklerimi yapmak ise farklı şekilde bu iktidara kısmet oldu.

Türk Telekom, Araplara…

Telsim, İngilizlere… satıldı gitti

TAKSAN, TZDK Sakarya Traktör, PETKİM
SEKA Aksu, SEKA Balıkesir, SEKA Taşucu
Tersane Alanı, SEKA Çaycuma, SEKA
Karacasu

Eti Bakır, Elektrometalurji,  THY’deki kamu hisselerinin yüzde 23’ü, Eti Gümüş, SEKA , TÜMOSAN Türk Motor Sanayii, İGSAŞ…

EÜAŞ Bayburt, Çemişgezek, Girlevik, Bünyan,Çamardı, Pınarbaşı, Sızır, İznik-Dereköy,İnegöl-Cerrah, M. Kemalpaşa-Suuçtu, Çağçağ,Otluca, Uludere Akarsu Santralleri,Adilcevaz, Ahlat, Malazgirt, Varto-Sönmez,Değirmendere, Karaçay, Kuzuculu Akarsu Santralleri ise elden çıkartıldı.

Buna rağmen olmadı olmadı

İ.M.F ye son taksiti ödedik borcumuz kalmadı diye reklam üstüne reklam yapıldı diğer dış borçlar özenle gözden kaçırılmaya uğraşıldı.

AKP iktidara geldiğinde dış borç tutarı 130 milyar USD dolayında idi. Günümüzde 350 milyar USD’yi geçti. Cari işlemler açığı artarak sürdüğüne göre yıl sonunda 400 milyar USD’ye yaklaşacak.

Dış ülkelere mal ve hizmet satışımızdan elde ettiğimiz gelir, dış ülkelerden aldığımız mal ve hizmetler için yaptığımız ödemeleri dahi karşılamadığına göre, dış borç ödemek için kaynak nasıl yaratacağız? Bu sorunun yanıtını verecek analist herhalde  yoktur.

AKP döneminde özelleştirme etiketi altında, yukarıda bloğumda örneklerini verdiğim, kamu malları talan edildi, babalar gibi satıldı, kamu mülksüzleşti. 2B arazileri de elden çıkarılıyor. Başlangıçta 25 milyar USD (ABD Doları) satış bedeli tahmin edilen 2B arazilerinin satışından elde edilecek hasılat 9.8 milyar USD’ye çekildi. Fiili satış bedelinin bu tutarın da altında kalacağı anlaşılıyor. 2B arazileri dışında satılabilecek bir otoyollar kaldı. Bu satıştan sonra kamuda satılabilecek fazla bir şey kalmıyor.

Ekonomik model, üretim, tasarruf, yatırım üzerine değil de rant, borç, talan, tüketim üzerine oturtulduğunda, diğer olanaklar tükendiğinde, sıra büyük özel kuruluşların paylaşımına gelir. Yani sizin anlayacağınız Koç Grubuna bilinçsizce  saldırılmıyor.

Ülkenin siyasal istikbali ve güvenliği de zor durumda . Bütün komşularımız canı ne istiyorsa onu yapıyor bunun dışında hem fırça atıyor hem yollarda omuz koyuyor . Biz ya sabrımızı taşırmayın mesajı veriyor ya da misli ile karşılık verdiğimizi söylüyoruz.

Bu bloğumu çocuksu bir finalle bitirmek istiyorum.

Ne olur beni mızıkçılıkla suçlamayın.

Ben Üsküdar’ ın orta halli insanlarını oturduğu bir mahallede büyüdüm.

Bir kere bisikletim oldu o da şasisi ortadan kaynaklı 2. el idi.

Topum olmadı

Top sahibi olan çocuk kendisi oyunda kayırılmazsa ” Oynamıyorum İşte ” der topunu alıp giderdi.

Benim gitme gibi bir lüksüm yok .

Artık siyaset ile ilgili blog yazmak istemiyorum, insan yapısı ve davranışları benim neyime yetmez.

Artık ağzımı doldura doldura bağırmak istiyorum

” OYNAMIYORUM İŞTE “