Kırk Para, Tramvaylar

Bu gün eski yıllara sizi döndürmek istiyorum.

Gece rüyamda delikli 1 kuruş gördüm bu yazıyı yazmak farz oldu. Bizim çocukluğumuzda ortası delikli 1 kuruşa 40 para derdik.Delikli 100 para da vardı 20 para da. Bu paralarla ne alınırdı bilmem ama hatırladığım tek şey onlarla tramvaylara binilirdi. Ben o zamanlar sadece Kadıköyü ve Üsküdarı hatırlıyorum. Tramvay güzergahı 4 taneydi. Bir tanesi Üsküdar- Kadıköy diğeri ise Üsküdar- Kısıklı  Biri Kadıköy – Fenerbahçe  bir de Kadıköy- Moda .Bu hat  günümüzde tek çalışan hattır.

İki tip tramvay vardı. Yeşil tramvay orta halli insanlar için olup 3 kuruştu. Kırmızı tramvay ise daha varlıklı insanlar için olup 5 kuruştu. İki renk vagon birlikte çalıştırılır önde kırmızı arkada yeşil olurdu. Trafiğe engel oluyor diya zannediyorum 1961 de Avrupa Yakasında  1966 da da Anadolu Yakasında trafikten kaldırdılar, yerine boynuzlular (Troleybüs) geldi.

Ben top oynarken normal idmanlar dışında 2 değişik antreman yapardım. Birincisi bir sporcu arkadaşımla beraber Üsküdardan bu tramvayların yanında Kısıklıya doğru koşardım. Yorulunca tramvayın basamağına atlar bir süre onunla gider ve dinlenirdik. Sonra biletçi kovalardı. Kırmızıya asılınca 5 yeşile asılınca 3 kuruş kar etmiş gibi olurduk. İkincisi ise Eski Fenerbahçe Stadyumunun yeni yapılan beton açık tribününün merdivenlerinden tek ayak çıkmaktı. O zamanlar Fenerbahçe Stadının kapalı tribünü ahşaptı ve çok az seyirci alırdı. Bu nedenle açık tribün yapılmıştı. Sonra hepsi yıkıldı ve bugünkü stadyum inşa edildi.

Ancak bu merdiven çalışmaları sırasında teknik bir yanlışlık yapmışım.Zaten bizim gibi uzun oyuncu olarak oynayanlara antrenör’ Aman sen topu yere vurma kısa oyunculara ver onlar getirsin’ talimatı ile görev verdiği için zaten topu yere vuramayan bizler bir de her iki elini de kullanamayınca kepazelik diz boyu idi bir de ben buna tüy diktim.

Benim oynadığım senelerde topu basketbol tabiri ile potanın içine vurmak (smaç)  çok önemli idi ve bunu yapan çok az kişi vardı ve onlar da tek elle içine vururlardı.Bir gün zıplama idmanında tesbit ettimki ben sağ ayağımın üstünde daha fazla yukarı sıçrıyorum. Halbuki ben sağ elimi kullanıyorum ve oyunda daha çok sol ayağımın üstünde sıçrıyorum. Olayı nasıl çözeceğimi düşünürken daha dramatik bir sonuç daha önüme geldi. Ben sol elimle topu kavrayamıyorum. Ben topu sağ elimle tutuyorum sol ayağımın gücü yetmiyor. Sağ ayağımın üstünde çok güzel zıplıyorum sol elimle topu tutamıyorum. O zaman ben de 2 elle topu tutarım dedim. Böylece Türk Basketbolunda 2 elle smaç vuran ilk basketbolcu belki de ben oldum.

Ve aradan yıllar geçti.1960 lı yıllarda uzun boylu oyuncu sayılan bizlerin boyunda olan şimdiki dönem basketbolcuları,  kısa oyuncu olarak ancak görev yapıyor. Onlar artık dirseklerine kadar kollarını potaya sokuyorlar, bazıları potanın içinden kafalarını çıkartıp etrafa bakıyor. Biz 40-45 cm sıçrardık onlar 85 cm sıçrıyorlar. Fakat bilmem bana katılırmısınız şimdinin sporcularında bizim zamanımızda olmayan bir durgunluk var.Sadece sporcularda değil hemen hemen tüm gençlikte. Kendilerini evlere kapayıp müze,sergi gibi aktivitelerle hiç ilgilenmeyen  tiyatro,sinema gibi sanat olaylarını da mecbur kalmadıkça internetten izleyen bir gençlik var önümüzde. Bilgi sınayan yarışma programlarını izleyin ne demek istediğimi anlarsınız.

Bence onlarda şu an bizim yaş grubunda olan duyarak,hissederek yaşama isteği pek yok. General Mc Arthur’un dediği gibi ’ İnsan belirli yıl yaşadığı için yaşlanmaz, amacını kaybettiği için yaşlanır.’

Başkaları için bir şey söyleyemem ama kendim için kesin söyleyebilirim.

Fizik olarak bazı sıkıntılarım var ama hala geleceğe bakmamı sağlayan amaç ve ümitlerim de var. Hadi gençler hodri meydan.

BEN GENCİM

Siz ağzınızı doldurarak ’ BEN DE ’ diyebiliyormusunuz.