Kolum gibi Muzlar, Meslek Seçimi, Süleyman Demirel

Herkesin hayatında bazı saplantıları olmuştur. Bu güne göre daha kontrollü yaşamanın önemli olduğu savaş sonrası yıllarda geçen çocukluğum ’ Peyniri az ye ekmeğe katık et ’ talimatı ile şekillenmesine rağmen benim üzerimde pek önemli bir etki yapmamıştır. Ben bunu arkadaşlarımın, çocuklarını anlatırken ’ Yahu bizimkiler bir ekmek arası yapıyorlar inanamazsın sanki peynir arası ekmek gibi’ diye ağladıklarında kendi evimde ’ Herşeyi istediğiniz oranda yemek serbest çocuklar’ dediğim için rahatça söyliyebiliyorum.

Ancak kendi çocukluğuma iz bırakan meyva benim için muzdu. Çok sevdiğim bir meyve idi. Ben biraz kollarımın uzun olmasını  birazda gençliğimde öne doğru yürümemi  buna bağlıyorum. Diğer bütün mevsim meyvaları 1 lira iken bildiğimiz Anamur muzu 3 lira civarındaydı. Memur olan babam ve özellikle dedem imkan buldukça muz alırlardı ve ben de onu çabuk bitmesin diye çok çiğneyerek yerdim.

1961 yılında Almanya ile Ülkemiz arasında İşgücü Anlaşması yapılmış ve yurttaşlarımız o ülkede çalışmaya başlamışlardı. Bir gün babam ’ Ali (Altınok) Almanyadan tatile gelmiş akşam bize gelecek’ dedi. Yemekler yapıldı Ali Amca geldi. O zaman bu günkü gibi her konunun bokunu çıkaran basın ’ şimdiki medya’ gazetelerde kafasında üstünde bir tavuk tüyü olan yeşil şapkalı Alamancıları çiziyordu. Ali Amca bizim gibi giyimli bir adam. Orta boyda hafif tıknaz Almanyada yaşadıklarını anlatıyor biz de dinliyoruz. Birden ’ Almanyadaki muzlar nah böyle kolum gibi’ dedi. Hem söylüyor hem de kolunun elle dirsek arasındaki yerini gösteriyor. Ben bizim yediğimiz muzlarla kafamda karşılaştırıyorum. ’ Bunlar Almanyada yetişmiyor dışardan geliyor’ dedi. Bu kadar büyük olduğuna göre kimbilir ne kadar pahalıdır diye düşündüm.

Muzun benim zamanımda çok pahalı olmasından mı benim paylaşımcılığımdan mı bilmem şimdi İthal Muzlar elma, armut fiyatında olmasına rağmen ben o gün bu gün 1 muzu tek başıma yemem çocuklarımla torunlarımla paylaşırım.

O zamanki ahlaklı ve köşe dönmesiz hayatta rahat yaşamak ve çok muz almak, takdir edersiniz ki, çok para kazanmaktan o da iyi bir meslek sahibi olmaktan geçiyordu.

Eskiden her okul kendi sınavını genelde kendi yapar vasıfları o okula uygun öğrencileri seçmeye çalışırdı. Sonra Merkezi Sınavlar ve Tercihli Uygulama başladı. Ben de o uygulama sonrası Üniversiteye girenlerdenim. Okul seçimleri genelde o dönemde popüler olan mesleklerden yapıldığı gibi aile büyüklerinin kararıyla da olabilirdi. 1940 larda İnşaat Mühendisliği çok geçerli bir meslek idi. Uzun yıllar Türk siyasetine damgasını vuran Süleyman Demirel 1949 İTÜ İnşaat Mühendisliği mezunudur.

Daha sonra Önce Makina sonra Elektronik Mühendisliği önem kazanmış bu gün için ise İletişim bence ön plandadır.

Bunun dışında benim gibi dayım orada okudu diye İktisat Fakültesini seçenler olduğu gibi babası öperatör olduğu için Tıp Fakültelerini seçen nice ’ elma soyamayacak’ cerrahlarımız olmuştur.

Ancak geçmişte hiç bir sınavda insanların kafasında bir acaba oluşmamıştır. İmtihanlarda hakkının yendiğini düşünen veya imtihanlara fesat karıştığına dair bir sanısı olan yoktur.

Bu gün sadece Üniversite Girişlerinde değil, memur alımından polıs, öğretmen atamalarına kadar her konuda yapılan sınav sonuçlarında soruların bir şekilde dışarı çıkartılması nedeni ile büyük bir güvensizlik ortamı oluşmuştur.

Hele daha 5 yaşındaki  yavrularımızın bazılarımızın amaçları paralelinde okula başlatılması, her gün okunan Gençliğe Hitabenin kaldırılması, Milli Bayramların önemsiz günlermiş gibi kutlanması, 4+4+4 sistemindeki son 4 ile mali güçleri sınırlı olan bazı ailelerin geçinmesine yardımcı olacak 15 yaş ve üstü işgücünü yok etmek ve aileleri mali olarak güçsüz bırakma ve en sonunda açılan şaibeli sınavlarla kendi isteklerine uygun kadroları yaratmak beni son derece endişelendirmektedir.

Çocuklarımızı hamur gibi yoğurarak istediği gibi şekillendiren bu oluşum Türkiyeyi sıkıntılı günlere çekecektir.

Hadi biz geldik gidiyoruz. Allah çocuklarımıza, torunlarımıza acısın.

Amin