Kuru,Pilav,Turşu, Ata Demirer

Bu sabah kalktım aklımda hep kuru,pilav,turşu her nedense. Epey oldu düdüklü tencerem bozuldu.  Ben evin tek yemek yapanıydım. Yıllarca oğlum ve torunlar ben ne yaparsam yedi. Ne zamanki büyük torun Lisede Turizm ve Otelcilik Bölümünü seçip Yiyecek İçecek bölümüne başladı, iş zora girdi.Elmanın sapı, armudun çöpü , vıdı da vıdı.  Bu seneye kadar adam futboldaki Teknik Direktörler gibi. Sahanın kenarından oyunculara el kol sallıyor, topa vurduğunu gören yok. Bu sene biraz biraz yemeklere girmeye başladı ve allah için işini iyi biliyor. Gelecek sene okul bitince ben inanıyorumki mesleğinde çok başarılı olacak.

Başarılı olmak için tabii ki yetenek en ön planda ancak reklamların sağladığı  imkanları da unutmayalım.

Bir kaç gün evvel otobüste bir adam yanındaki kadına birini tarif ediyordu. ” Hani” diyordu ” but olur kanat olur diyor ya zurnacı hani filmde ” . Ata Demirer’i anlatıyormuş.

Tabii reklam var reklam var.  Bana göre reklamlar ikiye ayrılır.

1- Getiri ve kazanç için yapılanlar

2- Amaç için yapılanlar

1. Bölüm için yapılanları açıklamaya gerek yok. 2. Bölüm için ise kamu spotları adı altında yapılanlara bakmak yeterli. Parmak kadar çocuk kapalı kavonozu şak diye açıyor. Benim ise açmak için kapağın orasına burasına vurmaktan anam ağlıyor.

Bu grubun bir de çok önemli mesaj verenleri var. Bu ara reklamları başlayan bir konak satışları var. Reklamın başında aydın ve güleç görünümlü bir aile anne, baba çocuk gösteriliyor. Reklamın sonunda yanlarında genç güzel,makyajlı ve türbanlı bir hanım kızımız görülüyor. Konaklara da Osmanlıca bir isim verilmiş. Satışın yapılmak istendiği hedef kitlenin kim olacağı çok açık. Valla bence de doğrusunu yapıyorlar. Aynı site de bir ondan bir bundan kimseye keyif vermez. Bu günkü bloğumuzu Can Yücel’ den bir alıntı ile bitirelim.

” En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir,
birbirini anlamayan…”