Lambalı Radyolar, Tel Dolaplar, İstiklal Caddesi

Bilmem hiç dikkat ettinizmi davranışlarımız, zaman içinde, erkeksek babalarımıza dedelerimize, kadınsak anneannelerimize  babaannelerimize ne kadar benziyor.

Çünkü  1940 lardan beri Türkiyede yaşayan bizim neslimiz, onlar gibi, hemen hemen Türkiyenin olumlu olumsuz bütün değişikliklerini izlemiş ve eşlik etmiştir.

Teknoloji olarak lambalı radyolardan yola çıkan gençliğimiz ki yaşı yeten dosttlarımız bilirler lamba ısınmadan radyodan ses gelmezdi. O zamanlar maçlar radyodan naklen verilir ve maçın ilk 4-5 dakikasında belki gol olur diye radyo erken açılırdı. Çok elektrik çeker diye radyo sadece gerektiği zaman kullanılır üstüne muhakkak el işi dantelli bir örtü konulurdu. Daha sonra siyah beyaz tek kanallı televizyonlar her yıl ödenen bandrol için postaneler önündeki kuyruklar.

Telefonlar ayrı dertti. Her mahallede bir iki ailede olan telefon nedeniyle telefon sahipleri ile kurulan sıcak ilişkiler.

Buz dolabı yoktu, teldolap vardı. Yazın kavun karpuz giriş katındaki kuyuya sallandırılır buz gibi olurdu.

İstanbul’un kalbi ve piyasa yeri Taksim- Tünel arası olup özellikle İstiklal Caddesi  çok revaçta idi. İnsanlar en güzel elbiselerini giyer ve hafta sonlarıı oralarda geçirirlerdi. Hele Çiçek Pasajı ve Yeni Melek sineması karşısındaki İstanbul’da ilk olan Bab Kafeterya’.gitmek çok önemli idi.

Nüfusun %90 ı   İstanbullu %10 u ise çok uzun yıllardır birlikte yaşadığımız Yahudi Ermeni ve Rum aileler ve  Anadolu ve Rumeliden gelen köklü ailelerdi.

Birlikte apartmanların merdivenlerinde oturup şarkılar söyleyen o günün İstanbul’luları , bu günleri tahmin bile edemedikleri için,birlikte ne kadar mutlu olduklarını hiç anlayamadılar.

Siyah Beyaz Türk Filmlerini seyrettiler,  Boyalı gazozlarını içtiler Frigo yaladılar.

Sabahları erkekler işlerine gider kadınlar sabah kahvesi için birlikte olurlardı.

Sonra sıkıntılar başladı .

Önce tramvaylar kalktı. Trafiğe mani oluyormuş. Onların yerine Troleybüsler geldi. Tramvaylar yerde raylardan gidiyordu troleybüsler boynuzlarını yukardan geçen iki elektrik teline deydirerek.

Zaman zaman boynuzları çıkıyordu veya elektrik kesiliyor hepsi sıra sıra yollarda bekliyorlardı. Kimse de bu vasıtaları hangi firmadan kaça ve hangi akla hizmetle alındığını, o kadar tramvay rayının neden sökülüp tepelere kablolar döşendiğini soramadı.

O günden bu güne geldik. İstanbul’un nüfusu 14 milyon kişi oldu. Eski İstanbullular’ın sadece 1 milyon kişi olduğu tahmin ediliyor. Ama hiç bir şeyi sormayan ezik insanlar haline getirildik.

İstanbul dışında da durum pek farklı değil.

Şu an İstanbulda azınlık muamelesi gören bizler korkarım belki 40-50 sene sonra, İstanbula gelip önce hazine arazileri üzerine ev yapıp, elektrik ve diğer teknoloji nimetlerinden öncelikle yararlananlara bu şehirde ne aradığımızı açıklamak zorunda kalacağız.

Buraları terkedip Anadoluda bir köy evinde yaşamak arzusu zaten başladı.

Vatanı sahiplerine bırakmak lazım.