Mazbut Gelinler, Boyalı Gazozlar,Lucretius Carus

Bizim çocukluğuğumuzda, babamızdan duyduğumuz şekliyle, ADAMLIK, ailesine bakan,  .gözü dışarda olmayan bir insan olmakla ölçülürdü. Konuşmalarda bu tip insanlara mazbut adam denirdi. Mazbut kadın zaten konu bile olmazdı aksini düşünmek bile mümkün değildi.

Erkeklerin egemen olduğu 1940 lı yıllar, görücü usülü evlilikler, çalışmayan çok küçük yaştaki gelinler ( Annem ile benim aramda 16 yaş vardır), kocadır sever de döver de diye söylemler.

Aybaşında maaşını alan egoist babaların önce kendi sigara ve her gün gittikleri kahvedeki çay, kahve paralarını haklarıymış gibi maaşlarından çekip ceplerine attıkları için geriye kalan kuş kadar parayla evi geçindirmeye çalışan garip eşler.

Tek kişinin maaşı genellikle yetmediği için anne ve baba ile birlikte yaşamalar.Ev ev içinde olmasından dolayı yaşanılan sosyal baskılar. Kredi kartı gibi uygulamalar olmadığı için bakkalın veresi ( veresiye değil) defterine yazılmalar.

Daha sonra evliliğin tatlı meyveleri, sırayla gelen çocuklar. Çocuklarının kaçıncı sınıfta okuduğunu bile bilmeyen hatta zaman zaman çok çocuklu ailelerde onların isimlerini karıştıran babalar.

Çocuklar evlilik çağına gelince onlara mazbut gelinler arayan, gençlerin kendi istek ve fikirlerine hiç değer vermeyen, kendi mazbut kızlarını isteyen, kendilerince  düzgün, ailelere onay veren kıymetli aile büyükleri.

Aile ve komşuluk ilişkilerinde çocukların ağzı ile ‘’ Eğer bir maniniz yoksa akşam annemler oturmaya gelecek ” diye davet beklemeden yapılan aile ziyaretleri.

Gene 1940 lı yıllardaki tel dolaplar, kuyuya soğusun diye indirilen karpuzlar elle yıkanan çamaşırlar. Siyah beyaz filmler, filmlerin arasında satılan boyalı gazozlar, frigo dondurmalar.

Yandan çarklı şehir hatları vapurları, kömürle çalışan trenler.

Bir de bu günü düşünün

Cep telefonları, bilgisayarlar,ses hızını aşan uçaklar, büyük transatlantikler, uzaya dolmuşlar

Son 70-75 sene içindeki bu teknolojik gelişmeyi meydana getirenler kim?

İnsanlar tabiiki. Peki gene bu son 70-75 yıla iki dünya savaşı sığdıran yüz milyonu aşkın kişinin hayatını kaybemesine veya sakat kalmasına insanların ızdırap çekmesine sebep olanlar kim?

Gene insanlar !

Bir taraftan bu yıllar içinde iyi ve kötü kullanımla da olsa ilerleyen teknolojiye bir bakın, bir de insan kalitesine.

Bu günlerde ülkemizdeki bazı internet sitelerinde 1940 lardaki kadın ve erkek giyimleri yayımlanıyor. Bu resimlere herkes bakmalı eğer münevver ve geleceğe ümitle bakan Türk insanını görmek isterse.

Bir de sokağa çıkıp yanınızdan geçenlere bakın. İnsanın ağlayacağı geliyor.

Güya 1925 yılında Kılık Kıyafet Kanunu çıkarıldı ve 1934 de çıkan kanunla yeniden düzenlendi.

1982 yılında Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetleri tekrar revize edildi. Ancak günümüz Türkiyesinde 1982 de çıkan Yönetmeliği beğenmeyip 30 yıldır antidemokratik bir biçimde uygulanan kılık kıyafet Yönetmenliğinin kaldırılarak toplumda inançlı insanlarınsıkıntılarının bitmesinin gerektiğini aktaran bir takım yazarlar vardır. Ne acıdır ki inançlı insanların sırtından memlekete zarar veren bu insanları görünce aklıma hep şu söylemlerin sahibi filozof gelir.

1- Çocukların kör karanlıktan korktuğu gibi bizde aydınlıktan korkarız, çocukların karanlıktan dehşetle beklediklerinden daha korkunç olmayan şeylerden.

2- Aklı ve gerçekleri kullanan bir insan mükemmele erişecektir. Doğa insanın akıl gücüne bir sınırlama getirmemiştir.

3- Ben Tanrı’ya inanırım çünkü eğer yoksa ona inanmakla hiçbirşey kaybetmem, ama eğer varsa inanmamakla çok şey kaybederim.


Bu kişi MÖ 99- MÖ 55 yıları arasında yaşamış  bir Roma devri şair ve filozofu olan (Titus Lucretius Carus) dur.

Harakirinin herhalde Ağababasıdır. Çünkü henüz 44  yaşında kılıcın üstüne atlayarak hayatına son veren bir düşünürdür.

Eksik kalan yazılarını ölümünden bir süre sonra Cicero sona erdirmiş, derleyip düzenlemişti. Michel de Montaigne adlı yazarın denemelerinde de, bu ünlü şairin sözlerine rastlayabilirsiniz.

Şu hayatın acımasız ve anlamsızlığına bakarmısınız.

Fikirleri ve duruşu ile  insanlara yön, bir çok düşünüre ilham veren böyle bir usta kılıcın üstüne atlıyor.

Örümcek kafaları ile inançlı insanlarımız üstünden siyaset ve gazetecilik yapan bazı insanlar hem yaşıyor hem de zenginliklerine zenginlik katıyor.

Burası Türkiye ! ! !