Özgür Olanlar, Mobbing, Albert Camus

Yaklaşık 2 gündür yaşadığım bilgisayar problemi maalesef çözülemedi. Ben de mecburen ebeveyn banyolu yatak odamı terkedip ortak banyodan yararlanmaya mecbur kaldım. Fakat bu tek bilgisayardan hem oğlum hem 2 torunum yararlandığı için bana pek sıra kalmıyor. Şimdi sabah 7:30. İlk gelecek torun saat 14:30 da evde olacağı için çok yazı çıkarmamız lazım.

Ben 1998 emeklisiyim. Her orta üstü yöneticiye iş hayatının sonuna doğru yapılan bıktırma baskıları bana da yapıldı. Önce içinde sigara içebildiğim pencereli odadan çıkartıldım. Daha sonra beni Mali Danışman yaptılar ama hiç kimse bir şey danışmadı. Daha sonra gelen gazeteleri kaldırdılar. Odama girenlere iyi gözle bakmadılar. Nedeni sadece yeni gelen Genel Müdürle 25 yıl  evvel birlikte çalışmış olmamdı. Şimdi buna bir ad koymuşlar MOBBİNG diyorlarmış. Bizim zamanımızda MOBBY DİCK deselerdi bile olurdu. Bu romanı veya filmi hatırlayanlar vardır. 1851 de basıldığın da sadece 3000 tane satılan bu kitap daha sonra klasik olmuş ve filmi çekilmiştir. Kimsenin çalışan haklarına baktığı yoktu. Günümüzde durum bin beter.

Aradan bir süre geçti kapımızı çalan yok. Sigara içmeye bahçeye inerken canım arkadaşlarım karşılaşmamak için yol değiştiriyorlar. Haliyle ekmek aslanın ağzında değil midesinde. Yapacak bir şey bulamayınca ben de iş hayatımda yaşadıklarımı gençlere mizahi bir anlayışla aktarayım istedim. Yazılara bir isim koymak lazım ben de çok anlamlı gördüğüm bir başlık attım. İNSAN HER ŞEYE ALIŞIR. Bulduğum bu başlıkla ilgili olarak da uzun bir süre kendimle iftahar ettim.

Ve bir gün Fyodor Mihailoviç DOSTOYEVSKİ’ nin bir sözünü okudum.“insanoğlu; her şeye alışan bir yaratık” Usta bunu 1800 lü yıllarda söylemiş. Büyük Oğlum bir kere şöyle demişti .” Felsefe ile ilgili yapılan her çalışmada ağırlıklı olarak Eski Yunana gidiliyor veya en fazla 19. yüzyıl başına. Ondan sonra filozof gelmemiş neden acaba?”

O zaman cevap verememiştim. Artık cevabı biliyorum. Günümüzde de özlü sözler devam ediyor. İnanmayan siyasilerin konuşmalarına baksın. Ancak onlardan filozof olmuyor başka birşey oluyor. Filozoflar herkes adına konuşur siyasiler ise konuşmalarına hep benim diye başlarlar. Benim milletim demek zaten Ata sporlarıdır.

Tabiidirki bu herşeye alışmanın insan yapısında ne ölçüde bir hayal kırıklığı ve insanlara güvensizliği de beraberinde getirdiği tartışılmaz.

“bir ip koptuğunda yeniden bağlanabilir, ama eskisi gibi çekmez.” diyor Alman Filozofu Brecht.

Hele bu konuyu bir de özgürlükler açısından değerlendirirsek sorunun daha da vahim olduğunu görürüz. Sadece iş hayatında değil ailede,akrabalarda, ortak dostlarda özel      hayatınıza girip akıl vermek isteyenler ne kadar çoktur.

”Özgür olmadiklari halde, özgür olduklarini sananlar kadar hiç kimse tutsak degildir.”diyor Goethe.

Ancak bu kadar da karamsar olmayalım ve hangi yaşta olursak  olalım, eğer içinizde sevgi varsa ümidimizi kaybetmeyelim.

“Kışın en soğuk zamanında, ben nihayet içimde yenemediğim bir yaz olduğunu öğrendim.”  diyor büyük usta Albert Camus.  

Ben öyle yapıyorum, siz de öyle yapın