Park Otel, Gerçek ve Yalan, Shakespeare

Bu gün size neredeyse 50 sene evvel yaşadığım bir spor olayını anlatacağım tabii amacım burcuma uygun olarak (İkizler) daldan dala başka bir konuya atlamak.

Zannediyorum 1965 yılı . Basketbol Milli Takımı ile şu an yıkılmış fakat yenisinin yapımına izin verilmeyen Taksimdeki Park Otelde kamptayız. Tirandaki Balkan Şampiyonasına hazırlanıyoruz.

Yediğimiz önümüze yemediğimiz arkamıza. Kahvaltıda ne ararsan var. Öğlen yemekleri harika. Akşamüstü yeni çıkmış pastalar eşliğinde çay keyfi. Otel Yönetimi 2 hafta kampta kalacaksınız akşam yemeği için menüyü siz yapın biz uygulayalım dedi.

Bir sevindik bir sevindik. İlk gün engin bilgimizle kuru köfte,patates kızartma ve baklava yazdık. Esas sıkıntı 3. yemekte çıktı. Zeytinyağlı Ayşekadın yazıyoruz. Takımın yarısı ben zeytinyağlı yemem diyor. Tatlı olarak hafif süt tatlısı olsun diyenlerle künefe isteyenler nerdeyse birbirine girdi.

İkinci gün bir gün önce istediği yemekleri listeye koyduramayanlar sadece kendilerinin hoşlandığı yemek ve tatlıyı menüye yazdılar. İtiraz edenlere de siz de dün bizim istediklerimizi yazmadınız dediler.

Kolayca tahmin edebileceğiniz gibi 3. gün otel yönetimi işi bizden aldı sorunlar da bitti. Herkes ne verilirse kuzu kuzu yedi.

Bunları bu gün gazetelerde yer alan ülkemizde misafir edilen Suriyelilerle ilgili yardım kampanyası nedeniyle  yazdım.

Sayıları 150.000 e ulaşmış olan bu misafirlerimiz için başlatılan bu çalışmaya bir Başbakan Yardımcısı ” Bu bir insani yardımdır, siyasi bir tarafı yok, gaye darda olan akraba ve kardeşlerimize yardım ” diyor.

Bu açıklamaya zamanında Churchill cevap vermiş.

“Gerçek pantolonunu giymeden, yalan dünyanın yarısını dolaşır.”  diye

Sorarım size Suriyede yerleşik kaç tane akrabamız ve kardeşimiz vardır. Bütçesi açık veren ve insafsızca getirilen vergilerle ayakta durmaya çalışan ülkemizde aynı durumda sıkıntı içinde yaşayan vatandaşlarımızın rızık ve hakkı  Suriyelilere transfer edilmektedir.

Aslında sadece bizim maddi manevi yanında olduğumuz bu bence hakikaten yardıma muhtaç grubun dertlerine büyük devletler inşallah maşallah diyerek para vermeden çözüm aramaktadırlar. Biz de onların verdiği bu gazla kendimizi maddi manevi ateşe atmış durumdayız. Ben 1990 lı yılların başında Avrupa Birliğine gireceğimizi ümid eden dost ve arkadaşlara söylediğimi bir kere daha size tekrar edeyim. ” Avrupa ve Amerika sünnetliyi içine kabul etmez. Sadece menfaatleri paralelinde kullanır.”

Lütfen R. Hull’a kulak verin” Çevrelerine uymak icin kendilerini yontanlar, tükenip giderler.”  diyor 1906-1977 yılları arasında yaşayan Amerikalı düşünür.

Şimdi yazının bence en önemli kısmına geliyorum.

Bu kaynakları neden kendi ülkemiz insanları için kullanmıyoruz?

Ben size kısaca cevap vereyim siz sonra tartışırsınız.

Kesinlikle ülkemizdeki gruplar birbirine güvenmediğinden böyle bir yardımı ülkemizde yapmanız mümkün değildir.

Eğer yaparsanız iktidarın dışında kalan bütün partiler, Sendikalar, Demokratik Toplum Kuruluşları yardımın partizanca yapıldığını ve sadece İktidarın Yandaşlarına verildiğini söyler.

Bir kısım muhalefet ise kürtlere yapılan yardımın bize silah ve saldırı olarak döneceğini ifade eder.

Son sözü Shakespeare söylesin

Güven ruh gibidir terkettiği bedene asla geri dönmez