Sean Connory

Zaman zaman facebookda dolanır bazı paylaşımları izlerim.

En hoşuma giden de eski ve ünlü oyuncuların zaman içindeki değişimi.

Mesela Alain Delon ve Brigitte Bardot’un gençliğinden başlayıp bu günkü durumuna yaptıkları zaman yolculuğu .

Aman da aman amanda aman

” Ay ne hale gelmişler  yahu ” diyenleri de duyar gibiyim.

Sanırsın ki onlar değişmiş biz aynı kalmışız.

Ben 1959 da basketbola başladım.

Yani sporculuk hayatımın ilk iki yılı Üsküdar’da geçti.

Tünelde olan Alman Lisesinde okuyordum.

Okul saat 13 te biterdi.

Yüksek Kaldırıma çıkan bahçe kapısınının  açılması da bir kaç dakika alırdı.

Vapur ise 1.20 de idi

17 dakikada vapura yetişmek için Galata Kulesinin solundan malum evlerin sağından ayaklarımız popomuza vurarak koşardık.

Daha sonra dilimiz dışarıda Eminönü tarafındaki Üsküdar İskelesindeki vapura yetişmeye çalışırdık.

O zamanlar biraz kendimi Sean Connory’ e benzetirdim.

Fiziği ve saçları ile.

Sınıf arkadaşım Orhan ile Fenerbahçe Yıldız takımında birlikte idik.

Varlıklı bir ailedendi ve Kısıklıda bir köşkte otururlardı.

Ona gitmek için Kısıklı Tramvayı ile yarışırdım.

Yokuşta onu geçerdim.

Dönüşte yokuş aşağı tramvay beni geçerdi.

Bu gün kendime bakıyorum da tam Sean Connory’ e benzemişim .

Aynı kellik aynı göbek.

Bazen şöyle bir düşünüyorum da.

Bizim yaşlanırken Avrupalı aktristlerden çok önemli bir farkımız var.

Onlar sadece yaşlanıyorlar.

Bu gün binaları aynı yeşilleri aynı , parkları aynı

Biz yaşlanırken o günün dost güzel insanları ile birlikte  yeşil bahçeli evlerde ve parklarda yaşadık.

Bahçemizde erik ve şeftali ağacı vardı.

Ortada öbek öbek güller.

Bu gün ise onların hiç biri yok.

Ne o günün yeşili ne o günün insanı.

Yaşlanmak doğal bir olgu

Ancak yoklar o kadar çok ki.

Asıl üzüntüm de bu.