Tahta Kurusu, Gaz Lambası ve az ahlaklı medya

Dün hastaneye gittim. Hareket kabiliyetim biraz sınırlı olduğu için genellikle evimden pek uzaklaşmak istemiyorum. Bu yıl 4-5 defa Kadıköye indim. Giderken treni dönüşte otobüsü kullandım. Benim tabirimle halkımla bütünleştim.Bu gezim sırasında her zaman olduğu gibi dışardaki insanları inceleme fırsatı buldum. Bu da beni çok eski yıllara götürdü.

1960 lı yılların hemen başları. İlk defa Milli olacağız. Yıldızlar Balkan Basketbol Şampiyonasına gidiyoruz. Turnuva  Bulgaristanda yapılıyor. Sirkeci’den trene bindik Sofya’ya gittik. O yıllarda bütün Balkan ülkelerinde rejim sert. Bir otele yerleştik. Otel konforlu yemekler güzel ekmekler beyaz. Yemek yediğimiz yer otelin giriş katı, camından sokaktaki fırın görünüyor. Fırında vesika ile esmer ekmek veriyorlar. İnsanlar robot gibi gidip geliyorlar ama suratları gülen yok.

Müsabakalardan sonra tekrar trenle Sirkeciye geldik. Ben oradan Kadıköy vapurunun arkasındaki lüks mevkiye oturdum. Çay aldım sigaramı yaktım konuşup gülen insanlarıma baktım. İşte vatan budur dedim. Şimdi bunlar hayal oldu.

1950 li yıllarda Üsküdardaki evler ahşap, küçük bahçeli ve az katlı idi. Ahşap yani tahta oldukları için de doğal olarak evlerde fare ve tahtakurusu vardı. Bu nedenle her evin bir kedisi bir de gaz lambası olurdu. Bunu özellikle bugünkü teknolojiyi kucağında bulduğu için hayatı hep böyle sanan elinde cep telefonu kulağında kulaklık sabahları benim ayakkabımı ve kazağımı giyen dana kadar torunum dahil bütün yeni nesil bilsin diye anlatıyorum.

Elektrik her ev için pahalı ve çok kesilen bir enstrumandı. Bu nedenle her evde 1-2 tane gazlambası olurdu. Gece ortaya çıkan ve bizi ısıran tahtakurular yakalanır ve  zevkle lambanın içine atılarak infaz edilirdi. İstanbulda Alibeyköydeki ilk Demirdöküm Fabrikasına giderken önünden geçtiğimiz   1914 te kurulup 1983 e kadar elektrik üreten resimdeki Silahtarağa elektrik Santrali tekti ve 1958 de Buna Sarıyer Santralı ilave edilmiştir.

Yazımın başlığında yer alan tanımlamaya gelince ben sonu siz, sız gibi kelimelerin doğru olduğunu düşünmüyorum. Günümüzde bu kelimeler insanlar için insafsızca kullanılıyor. Bence hiç kimse ahlaksız, şerefsiz, namussuz olamaz ama bu vasıfları olması gerekenden daha az olabilir.

Bu gün insanımı sporda, inançta, sevgide, siyasette ayrıştırarak kamplara bölen ve 50 senede yazımın başında anlattığım vapurda ve yolda gördüğüm gülen yüzünü yazıları ile karartıp  sinirli kavgacı insanlar yaratan , çok büyük bir kısmının borçları yüzünden takipte olmalarını hiç gündeme getirmeyip ülkede her şey çok güzel gidiyor havasıyla evinden işine giderken yol parasını düşünen okurlara ünlü kişilerin Bodrum, Alaçatı Çeşme gibi yerlerde sabah kahvaltısını nerde yaptılar gece hangi gece kulübünde sabahladılar gibi değerli bilgiler veren  patron odaklı medyadakiler bile bence az ahlaklı ve az şereflidir.

Ancak bunları yakalayıp gazlambasına atmak da  bence çok zevkli olur.

Bilmem bana katılırmısınız.