Takım Tamam Sana Yer Yok

İşe girdin de 28 sene ne yaptın diye mesaj atanlar oldu. Bu gün ilk 14 seneyi yazacağım yarın da son 14 yılı bitti gitti.

Tabiiki bu işin şakası. Yaklaşık 50 gündür her gün yazıyorum. Amacım, kendi  yaşadıklarımdan hareketle, hem eski günlerin acı tatlı olaylarını o günün şartları ile aktarabilmek hem de yüzlerde bir tebessüm yaratmaktır. Doğaldır ki bu anlatım içinde bu günlere hangi yollardan geçerek geldiğimizin ipuçlarını bulacaksınız. Anlatılanlar benim gözümle olduğu için doğru veya yanlış diyemem.

Bu arada yazılarımda, sizin uyarılarınızla, doğruyu buluyorum. İlk zamanlar maç tahmini ve spor yorumları yazardım.. Daha sonra biraz siyasi. En sonrada ülkemin insanları ve biraz tebessüm . Vardığım sonuç şudur.

Spor ve tahmin herkesin ilgilendiği ve kendini otorite sandığı ilgi alanı. Ben İkizler burcu olduğum için parantez açıp bir şey anlatmayı çok severim.

Basketbol oynarken Beyoğlusporun kaptanı Tito vardı. Bana anlatıldığı kadarı ile takımdaki bir oyuncuyu hiç sevmezmiş ve antrenörün üstünde baskı kurup onu oynatmazmış. Maçlardan önce de o kötü Türkçesi ile çocuğa hep ( Takım tamam sana yer yok) dermiş. Çocuk da takımdan ayrılmak zorunda kalmış. Şimdi ben kendimi ona benzetiyorum. Gerek spor, bahis gerekse siyasi olaylarda o kadar yazan varki hakikaten takım tamam bana yer yok.Hem de hiç acımadan belden aşağı vuruyorlar.

Ben ise biraz daha nostaljik ve tebessüm ettiren yeni yazılarıma başladıktan sonra inanılmaz bir şey oldu. Hem sayfamı paylaşan sayısı 2 misli arttı hem de soru soran ve görüş bildiren mesajlar başladı. Komik diye yazıyorum geçen bir yazımda Beşiktaşta kürtaj yapan doktoru yazdım. Üç soru geldi çarşının girişinde mi çıkışında mı, giriş katında mı 2. kattamı diye. Yahu ben nerdeyse 70 yaşına geldim. Doktor benden yaşlı idi. Ya ölmüştür ya da artık sadece karton kesecek durumdadır. Millet gır gır arıyor. Son hafta içinde Türkiye dışından katılan ülke katılımcıları Amerika,Hollanda, İngiltere, Almanya,Fransa, Bulgaristan, İsviçre, İspanya ve İrlanda.

Yahu biz Osmanlının torunuyuz. Mehter Marşı ile Viyanaya giden bizim atalarımız. İki adımı öne bir adımı yana atacağına hepsini öne atsalar İsveçe varırlardı. Avusturya ve Macaristandan gelmiyor da İrlandadan okuyucu geliyor. Neyse konumuza dönelim.

İlk işgünümde Kadıköyden vapura bindim. Karaköyden otobüsle Aksaraya geçtim. Çünkü servis Aksaraydan kalkıyordu. Fabrikanın İstanbulun neresinde olduğunu da bilmiyordum. Zaten İstanbulu çok iyi bilmezdim.Ben Kadıköylüyüm.

Şirkete geldik. Daha önceki bir yazımda da belirttiğim Silahtar Elektrik Santralının yanından geçtik. Alibeyköydeymişiz. Ne ise Personel Müdürünün yanına gittim. Emekli bir Emniyet Müdürü. ‘Önce fabrikanın imalatını görmen lazım’ dedi. Yaklaşık 2 ay önce Şirkette yeni bir Organizasyon yapısı gerçekleştirilmiş. İ.T.Ü kadrosunda görevli ve  Amerikadan gelen bir Profesör yeni yapıyı kurmuş. Her odanın kapısında bu ideal organizasyonun gerektirdiği isimler var. ‘İstihsal Planlama’ ‘Metod Organizasyon’ İmalat Analizleri’. İsimler harika organizasyon şahane ancak o işleri yapacak vasıflı personel yok. Beni ’ İstihsal ( üretim ) Planlama kısmına yolladılar.Bir kaç hafta orada çalışıp ürünleri öğreneceğim. Başında bir mühendis, yanında bir Teknik Yüksek Okul mezunu gerisi işetmeden alınan işçiler.

Her sabah İşletmeye iniyorlar ve hangi parçaların üretileceğini bildiriyorlar. Dökümhane olduğu için iş yerinde baret takmak mecburi. Ben sosyal okul mezunu olduğum için dökümhanede bir tur atıyorum sonra doğru ambarlara kaçıyorum.

İki türlü Ambar var. Birincisi Mamul Ambar. Türkiyenin tek Döküm Radyatör üreten fabrikası olduğumuz için Üretim az Talep çok . Yok satıyoruz. Kamyonlar kapıda sıra bekliyor. İlk hafta sonunda şunu gördüm.

Şirkette en önemli olan 3 kişiyi hemen tesbit ettim. Birincisi bekçibaşı  A ( İsim Yok) idi. Sabah giriş kapısında bekler Genel Müdür arabasına selam dururdu. O zamanlar Genel Müdürler kendi arabalarını kendileri kullanırlardı.Daha sonra bütün gün arazi olurdu. İkinci ise bence en önemli çalışan olup Mamul Ambarda kamyonculara Radyatör yüklemeleri için fiş kesen tıknaz mavi gözlü bir arkadaştı. Havasına bakınca sanki Mamul Ambar Şefi ona bağlı gibi görülürdü. Gürültü yapan kamyoncuları kovardı. Üçüncü önemli kişi ise üretimi kontrol eden ve daha sonra Şefliğimde de  beraber çalıştığımız günde 2 işte çalıştığı için hep yorgun ve sinirli olan bir arkadaşımızdı. Gündüz fabrikada çalışır gece Aksaray Lunapark GazinosundaAdisyoner olarak görev yapardı. Anlattığına göre müşterinin yediği içtiğine göre değil, gözüne bakıp sarhoşluk durumuna göre hesap çıkarırmış. Aslında gazino içkisizmiş ama masa altından içki verilirmiş. İlanda görüleceği gibi Gönül Yazar assolistmiş.