Tarihi Sinemalar, Asıl Oğlan ,Martin Buber

1955 lerde bu günkü gibi televizyon ve bale, tiyatro gibi kültürel etkinliklerin çok fazla olmadığı toplumumuzda sinema en önemli eğlence kaynağı idi.

Bu sinemaların en meşhurları Üsküdar’da Bizim ve Hale ve Sunar , Kadıköy’de ise Opera, Süreyya ve Hale sinemaları idi.

Bizim sinemasının en büyük özelliği çok düşük bir fiyatla perdesinin ( perde lafın gelişidir, film beyaz badanalanmış düzgün bir duvarda oynatılmaktadır.) hemen önüne  yatarak seyredecek müşteri alması idi. Hale ise daha pahalı bir sinemaydı ve gösterilere de açıktı. Ben o zamanın ünlü sihirbazı Zati Sungur’u orada izlemiştim. Sunar ise Üsküdar’ın zenginlerinin oturduğu Doğancılar yokuşunun üstünde yer alırdı. o dönemin aristokrat sineması idi. Özel tiyatrolar ve gösteri grupları  gösterilerini orada icra ederlerdi ( bu tanımı çok severim). 1959 yılında bir Afrika gösteri grubu gelmişti. Kadınları başlarına sazdan sarı peruklar takarak ve belden yukarıları çıplak olarak dans ediyorlardı. Gösterilerde yer bulmak çok zor olmuştu.

Kadıköyde ise Süreyya sineması Belediye tarafından kurtarıldı şimdi opera ve operet gibi oyunlarla hizmet veriyor. Opera sineması ise o kadar şanslı olamadı, opera izlenmek için yapılan özellikle üstün akustiği, tarihi gravürleri barındıran tavanı , freskleri ve heykelleri yok edildi ve şimdi alışveriş merkezi oldu.

Yeni Melek için bu kadar gürültünün neden kopartıldığını anlamayan veya anlamak istemeyenlere saygı ile duyururum.

Bu kadar yazıdan sonra bu günkü bloğumu başlatacağım Kadıköy Hale sinemasına ( Şimdiki ismi Reks’tir)  çok şükür geldim.

Hale sineması o zaman 2 katlı ahşap bir bina idi ve 3 film oynatırdı. Filmler bu günkü gibi reklam almadıkları için yaklaşık 70 dakikada biterdi. Filmlerin biri aşk biri macera biri de kovboy olurdu. Makinist arada sırada filmi ters taktığı için filmin başında ölmüş olan adamı daha sonra filmde görmek çok olasıydı.

Aşk filmlerini bir tarafa bırakırsak diğer iki tip filmin en özellikli yanları savaşan veya dövüşen insanların bile birbirlerine değer vermesiydi.Özellikle kovboy filmlerinde insanlara arkadan ateş edilmez ve bir birlerinin gözlerine bakarak tabanca çekilir ve hızlı olan kazanırdı. Kazanan da her nasılsa hep asıl oğlan olurdu ( bu bir sinema terimidir yanlış anlaşılmasın). Bütün film boyunca eller yukarı, eller aşağı lafı çok duyulurdu. Tabiiki asıl oğlan hep kazanırdı. Filmin sonunda da o zamana kadar nerede olduğu pek kestirilemeyen bir kız gelir ve asıl oğlanı öper film de biterdi.

Bu güne gelince

Aslında durum hemen hemen aynıdır

O zamanda biri eller yukarı demiş herkes elini kaldırmıştır şimdi de aynısı olmaktadır.

“Özgürlük olmadığı inancından özgürleşmek, gerçekten özgür olmaktır.” diyor Martin Buber ancak kim dinler.

Bunun dışında son 30 senedir o zamandan farklı olarak bazı kesimler sadece ellerini değil , bacaklarını da havaya kaldırarak ülke demokrasisine nice seçmenler kazandırmışlardır.

Demokrasi seçmen sayılarını arttıranlara göre belki sadece seçim sonuçları olabilir ama asıl oğlanın da sayısal üstünlükten doğmayacağını da bilmek gerekir.

Hiç gözden uzak tutmamak lazımdır ki öpen kızın da aklı, mantığı ve sevgi dolu bir kalbi olabilir.

Çünkü onun adı halktır