Un Mavnaları, Anjiyo, Sağlık Sistemi

Şimdi fırınlara un nasıl ve nereden gelir bilmem ancak benim çocukluğumda Üsküdara mavna ile gelirdi. Bu günkü Beşiktaş Motorlarının çalıştığı yerle Sigorta Sosyal Tesisleri arasında bir yere gelen mavnalar o zamanlar iskele olmadığı için iki tane 30 cm eninde tahtayı yanyana getirir ve mavna ile kara arasında bir  yol sağlarlardı.

Un çuvallarını, ki sanırım her çuval 50 kg dı, taşıyacak kişiler de herhalde yaz kış üstleri un olmasın diye kısa kollu fanila ile görev yaparlardı . O zamanın çuvalları da galiba pek sağlam olmadığı için, dikiş yerlerinden unların kısmen dökülmesine mani olamazlardı. Bunun yanısıra unların temiz bir şekilde taşınması için kafaya geçirilerek omuzlardan aşağı inen bir beyaz giysi takımı tamamlar ve un çuvalı bu giysinin üstünde taşınırdı.

Çuvallar taşınırken anlatmaya çalıştığım iki tane tahta, üstündeki yükün ağırlığıyla, bel verir ve taşıyanlar hoplaya zıplaya tahtalardan geçerlerdi. Bu nedenle dikiş yerlerinden akan unlarla birlikte çok kısa bir zaman içinde çuvalları taşıyan kişiler bembeyaz olurlardı.

Taşıyanlar arasında biri benim çok dikkatimi çekerdi. Çünkü o hiç abartısız kirpikler i bile undan bembeyaz olmuşken bir de sigara içerdi. Tam bir dudak tiryakisi idi. Ben her gün oynak tahtaların üstünde koşarken sigarasının dumanının gözüne kaçıp onu denize düşürmesini hasretle beklerdim. Ama hiç öyle bir şey olmadı.

Ben, utanarak söylemek isterimki, çok küçük yaşlarda sigara kullanmaya başladım. Daha evvel bir yazımda kendisinden bahsettiğim Amerikalı kuzenim annesinin misafir  gününden yürüttüğü Gelincik sigaralarını getirir birlikte içerdik. Sonra o sigarayı bıraktı ben devam ettim. Nereden duydumsa ’ spor yaptığım için sigara fazla zarar vermez’ derdim.

Bir de baktım ki yıllar geçmiş sigaraya başlayalı ’ arada 2 kere bir süre bıraksam da’ neredeyse 50 yıl olmuş.

Ve devlet işini gücünü bırakıp benimle uğraşmaya başladı.

Önce kapalı alanlarda sigara yasağını çıkardı sonra üstü açık da olsa 4 tarafı kapalı olan yerlerde sigara içilemez dedi. Ben belediye başkanına mektup yazdım. ’ Benim gibi 50 sene sigara içenlere özel nikotin kart verin heryerde sigara içebilelim :)’ dedim. cevap bile vermediler. Sonra hepinizin bildiği gibi alkol alınan yerleri kısıtladılar. Hani ’ bize de zamanında çok çektirdiler’ demeseler emin olun bizim sağlığımızı çok düşünüyorlar diyeceğim.

Bir de en hoşuma giden Sağlık Kuruluşlarının kapısındaki yazı ’ Yaşlı sakat ve hamilelere öncelik verelim’ Hastanelerde bana öncelik vermeyince nasıl seviniyorum bilemezsiniz. ’ Çok şükür hamile olmadığımı anladılar’ diyorum.

Neyse konuyu saptırmayalım. İki sene önce ameliyat olmam gerekti. Benim sadece şekerim yok. Onun dışında her türlü problem az çok mevcut. Bunun için ameliyatı yapacak doktor anjiyo istedi. Neyse anjiyo için randevu aldık. Artık eskisi gibi kasıktan falan girmiyorlar. Çok daha basit olmuş. Bir tel sokup her şeyi öğreniyorlarmış.

Sıra bana geldi yattık. Doktorlar bir şeyler yapıyorlar ama biraz telaşlılar. ’ Sorun ne?’ dedim. ’ Önemli bir şey değil’ dediler ama ben üsteleyince söylemek zorunda kaldılar. Meğer anjiyoda kullanılan teller numara numaraymış. Benim için 5 numara getirmişler ama çok az kısa kalmış.Ben işin dalgasındayım ’ Son kısımda önemli bir şey yoktur ama isterseniz bana müsaade edin bir koşuda medikalden alayım geleyim ’ diyorum. ’ ‘Tamam sona ulaştık gördüm’ dedi doktor. ’ Sevgili doktorlar’ dedim ‘Hayatım boyunca bu sıkıntıyı çektim. Ayağım büyüktü  ayakkabı bulamadım, boyum uzundu pantolon ceket bulamadım kolum uzundu gömlek bulamadım. Ama anjiyoda tel bulamayacağım hiç aklıma gelmedi.

Ne ise ameliyattan çıktım ama devlet sağlığımızın üstünde titremeye devam etti. Tabii sadece erkekleri değil kadınları da özenle koruyor. Jinekolok olmamasına rağmen engin tıp bilgisi olan bir değerli yöneticimiz bir anda kürtaj ile ilgili görüş bildirdi. Yer yerinden oynadı. Zaten tecrübe ile sabittir ne zaman böyle özel gündem değişiklikleri olsa o sırada ya bir kanun çıkar veya siyasi bir hamle.

Daha sonra amansız bir hastalık nedeniyle televizyonda görüntüler gördük. ’ Artık yolun sonuna geldim’ diye konuşan bir hasta. Tam başımız sağolsun diyecekken baktık hasta iyileşmiş. Yolun sonuna gelmenin ne manaya geldiğini bilmeyen metin yazarına gönülden sevgiler.

Şimdi son numaramız ise bir hanım kızımız. Porsiyonları ufaltmış, otobüsten de bir kaç durak erken iniyormuş. 45 kilo vermiş.Sağlık sistemimize söylenecek hiç bir şey yok.

Bizim gençliğimizde bu tip olaylarda  kullandığımız bir deyim vardı ’ Yersen Turizm’ derdik. Artık ben ne diyeceğimi inanın bilemiyorum. Gene eski bir özdeyişle cevap vereyim.

’ Hayvan terli bu yemi yemez’