Yalnız Kalmak, Üç Buçuk atmak, Charles Bukowski

Eski insanlar sanırım bize göre biraz daha tutumlu idi.

Bunu bu sabah dünden kalan biraz pirinç pilavını dökerken düşündüm. Eskiler bu pilavı dökmez ya kadınbudu köftede kullanır ya da miktar uygun ise pirinç çorbası yapardı.

Şimdi tabiiki değişen teknoloji ve imkanlar nisbetinde farklı yeni uygulamalar ile karşılaşmak mümkün.

Örneğin bir yurtdışı tura katılmış ve bu neden ile Schengen vizesine önemli bir miktarda para ödemiş olan bir kişinin dönünce vize parası zaten ödendi diye yeni bir tura kayıt olması hiç yadırganmaz. Vize 10 kuruş yeni tur 10 liradır ama ne gam.

Özellikle bu davranışta bulunanların ki ben de o grubun içindeyim biraz daha orta yaş üstü insanlar olduğunu kabul etmeliyiz.

Bu insanları artık pilavdan pirinç çorbası yapanlardan ayıran temel farkı bir özdeyiş ile açıklamak isterim

hayat üç buçukla dört arasındadır.
ya üç buçuk atarsın,
ya dört dörtlük yaşarsın…

 

bukovski

 

Yani tercüme edersek ya korku ya da adamsendecilik.

Burada Charles Bukowski’ yi özellikle anmak isterim.

” Yalnız kalmaktan daha kötü şeyler de vardır hayatta ama genellikle bir ömür alır bunun farkına varmak o zaman da çok geçtir ve çok geçten daha kötü bir şey yoktur hayatta. ” diyor sanatçı.

Bukovskinin ne demek istediğini ancak hayatını okursanız anlarsınız bence yapın. Baba Polonyalı anne Alman kendi Amerikalı hep parasız bir alkolsever.

Hayatla mücadele etmek yerine teslim olmayı seçenlere de bir lafım olsun.

” Gençlik bir kitaptı, okuduk bitti…”

“Evvel zaman içinde masal olduk yine..”

gibi ağlamaklı edebiyat yapan kendini bırakmışlar.

Yalnızlık değildir kötü olan.

Gelmiş geçmiş en büyük Alman Edebiyatçısı olduğunu iddia ettiğim Goethe bana yardım için neler yazmış

” Eskiden derdim ki;insanın başına gelebilecek en kötü şey, bir gün ‘yapayalnız kalmasıdır. Öğrendim ki; hayatta insanın başına gelebilecek en kötü şey kendini yapayalnız hissetmesine neden olan insanlarla yaşamasıdır’