Yalnızlık ,Huzurlu Ortam, Ahmet Altan

Bu gün bloğuma Ahmet Altan’  ın bir tesbiti ile başlamak istiyorum.

” Kendimi yalnız hissediyorum ki, bu yalnızlıktan da kötü. ” 

Epey zamandır yalnızlık üstüne  bir şeyler yazmak istiyordum.

 “Kimine göre yalnızlık, hasta kişinin kaçışıdır; kimine göre de hasta kişilerden kaçıştır.”  diye kimin söylediğini bimediğim bir deyiş aklıma takılmış idi.

 Beni böyle bir duyguya götüren, vallahi inanmazsınız , ülke yöneticilerinin güncel olaylara yaklaşımları

Her insan hayatının bir döneminde yalnızlık çeker.ahmetaltaneser Hepimizin iki hayatı var;

Sahici olan, yani çocukluğumuzda hayalini kurduğumuz hayat.
sahte olan, yani yetişkinliğimizde başkalarıyla paylaştığımız hayat.”

Çocukluğumuzda neler neler hayal ederdik. Tabii ki bu hayaller yeşil pancurlu ev ve gürbüz çocuklar değildi.

Ancak tabiiki karşı cinsle beraber okumak, hem eğitim almak hem hoşça vakit geçirmek , kız erkek bir arada  sosyal aktivitelerde bulunmak ,  dansa gitmek, sinema ve tiyatro izlemek hayallerimiz arasında idi.

Bunların hepsini yaptık.

Daha sonra yetişkin olduk. Bizim gibi hayallere sahip dostlarımızla beraber sosyal aktivitelere katıldık.

Çalışma hayatına atıldık. Bazı iş ilanlarında ” Huzurlu  bir ortamda çalışmak isteyenler” diye verilen mesajları  şaşkınlıkla izledik.

Çalışma hayatımızın sonuna doğru Gümrük Birliğine girdik. Bir anda değerli sanayicilerimizin ahlak ve iş anlayışları anında değişti.

Bir yandan çok ucuz işgücü sayesinde  uygun fiyatla ülkemize giren Uzakdoğu özellikle Çin ve Tayvan ürünleri diğer yandan iç piyasada bu ürünlerin rakibi olan ürünlerinin yüksek fiyatı , sanayicilerimizin bir dizi önlem almasına neden oldu.

Özellikle ana sanayilerin çok büyük bir kısmı , ceplerini doldurmak için, ya bu düşük kaliteli komponentleri kullandılar ya da kendi Yan Sanayilerinin de bu fiyata inmesini talep ettiler.

Türkiye , o günden itibaren, çalışan insanların kabusu olmaya başladı. Değerli sanayicilerimiz  , maliyetleri düşürmek açısından, bir yandan çalışanlarının sigorta matrahlarını asgari ücretten gösterip kalan paranın bir kısmını işçiye kayıtsız verip bir kısmını cebe attılar. Bunun yanısıra emekliliğe baz olacak aylık çalışma gününü az göstererek insanların gelecekleri ile oynadılar.

Tabii bu aldıkları önlemler bazen yetmedi ama geleceğe bu ahlaksızlık tohumu atılmış oldu bir kere.

Bu günün çalışanlarına bir bakınız bakalım mutlu ve huzurlu bir surat görebilecekmisiniz.

Ülkenin yarısı her an işinden olma korkusu ile yaşıyor diğer yarısı ise iktidar bizimkilerin elinden giderse ne yaparız diye.

Herkes bir şeyler tutturmuş, dediğim dedik çaldığım düdük misali.

Bizim gençliğimizde insanlar kahve falına çok düşkündü. Her sabah hanımlar birinde toplanıp kahve içip fal bakarlardı.

Hiç biri de bir günde hayat değişirmi diye sorgulamaz her günün ayrı bir sevinç ve mutluluk kaynağı olmasını isterlerdi.

Şimdi gündelik hayatta insanlar fal yerine burçları ve yükselenlerini önemsiyorlar.

Siyaset ile uğraşanlar ise fal ve burçlar yerine başka bir uygulamaya yöneldiler.

Anket yapıp istatistiklerden yardım alıyorlar.

Çok yaygın bir laf vardır

” istatistikler mini etek gibidir. çok şey gösterir ama görülmesi gerekeni göstermez.”  diye.

Anket yapacağınız bölgeyi ve denekleri istediğiniz sonuçları alacağınız şekilde belirleyin sonra gelsin başarılar.

İki de kravatlı kravatsız profesör bulursunuz bir de yandaş ekran

Yok o iş öyle değil böyle diye ortalarda dolaşanlara ise biber gazı

Ne de olsa önemli olan milletimiz