At Ve Su

Bu gün size anlatacaklarım 1971 yılı Mayıs ayından.Diplomayı almamışız ama Üniversite bitmiş.Orta mektepte hazırlık okumak,sınıfta kalmak dönem kaybetmek gibi mantıklı nedenlerle 25 yaşında bitmiş ama bitmiş.

Şimdi hem 1,5 yabancı dil bilen (Almanca tam İngilizce yarım)  hem de yüksek tahsilli milli basketbolcuyum. Üstüne üstlük nişanlıyım. Benim gençliğimde nişanlı erkeklerin genç kızlar üzerinde çok büyük etkisi vardı bu nedenle bir çok arkadaşım sahte altından alyans takardı. Bir erkeğin nişanlı olması ona bir ailenin kız vermeyi kabul ettiğini gösterirdi. Demekki ya düzgün bir işi vardı veya tahsili. İkinci önemli özelliği ise gününü gün etmek yerine bir yuva kurma isteği vardı, yani muhtemelen biraz salaktı.

Bu satırları okuyan değerli dostlarımdan ricam bu günkü üniversiteler ve  kız erkek ilişkisi ile hiç bir şekilde bizi karşılaştırmamalarıdır. Benim üniversitedeki ilk senemde yemekhanede  Sosyalist Karıncalar’ dan bir öğrenci karşı sol görüş sahibi diğer bir öğrenciye plastik su şisesi fırlatmıştı da olay olmuştu. Şimdi geldiğimiz yere bakın.

O zamanlar iş başvurusu için CV falan yok. Eşe dosta haber yolluyorsun. Hacivatın dediği gibi ’ Yar bana bir eğlence medet’ demiyorsun iş diyorsun. O arada da yaptığın işe devam ediyorsun. Ne iş yapıyorsun diyenler duyunca şaşırmasınlar.Teşbihte hata olmaz. Yaptığım iş biraz pavyonda çalışan konsomatrisleri andırır biraz da kötü evlerde çalışan hanımları. Şakadır şaka.

Okuduğum Üniversitede devam mecburiyeti olmadığı için fakülte hayatım, özel gezmelerim dışında, hep kahvelerde geçti.Boyum ve kollarım uzun olduğu için bilardo oynamaya başladım. Bilardoda masaya yatmak ve bazı yerlerine yetişmek için uzun boy şarttı.Kadıköydeki kahvemizde bir Rus ailesinin evinden alınmış, altında yekpare (tek parça) mermer olan bir masa vardı. Normalde masalar 2-3 parça mermerin birleştirilmesi ile meydana getirilen alt ile kurulur. Türkiyenin zannederim en iyi masası idi. Her şehirden değerli bilardocular gelirdi. Ben de iyi oynardım. Kahveci beni kendi elemanı yapmıştı. Gelenlerle oynardım.Ya ortak oynardık masanın parasını kırışırdık veya yenilen verirdi. Masa benzinle çalışmadığı için oynanan her oyun kahveciye kazançtı. Ben de hem oynamış olurdum hem de yediğimin içtiğimin parasını ödemezdim.Bu arada ünlü kişiler ile de oynamak imkanım olurdu. Mesela Beşiktaşın ünlü futbolcusu Baba Recep ( çok iyi oynardı), Kirkor Cezveciyan ( siz onu aktör Kenan Parsdiye hatırlarsınız). ( çok kötü oynardı).

Bir gün Genel Müdürü bir şekilde ailemin tanıdığı olan  bir şirketten görüşme isteği geldi. Gittim görüştüm. Koç Grubuna ait bir şirketti. Bu günkü telefon, faks, mail gibi imkanlar olmadığı için hemen ’ Beş dakikada Beşiktaş’ sistemi çalıştı.’ Askerliğime 3 yıl varmış’ deyince Pazartesi gel başla dediler.

Kahveye geldim. Kahveciye ’ Artık benim vücudumdan para kazanamıyacaksın sefil adam’ gibi Türk Filmi cümleleri kurmadım. ’ Pazartesi işe başlıyorum’ dedim. Kahvedekiler de etrafımıza toplandı. ‘Bir Koç şirketinde’. İlk sözleri ’ Koç adamı emekli eder mi? oldu. Bu şirkette tam 28 yıl çalıştım ve emekli oldum.

Sonra evlendim. Çocuklarım oldu. Daha sonra dede oldum. Çocuklarımın iş hayatlarında nasıl kıdem tazminatı ödememek ve daha az ücretle eleman çalıştırmak isteyen az şerefli işverenler tarafından işten çıkartılışlarını gördüm. Hiç sigorta yapılmadan veya ayda 15 günlük sigortalarla çalıştırılmak istenen vatan evlatlarına şahit oldum.

4+4+4 diye bir sistemle yeni nesli bir huninin ağzından geçirerek önce okul öncesi çocukları camilerin alt salonlarındaki kuran kurslarına daha sonra ilk 4 sınıfa yönelten, ikinci 4 yıl  öncesi okul tuvaletinde kendi ihtiyacını bile tam gideremeyen 9-10 yaş çocuklarına seçmeli dersler koyup sonra bu dersleri hür iradeleriyle seçiyorlar diyen, kendi görüşlerine uygun olarak dinine bağlı bir nesil yaratmak isteyenleri izledim ve izliyorum.

Şimdi tam Aziz Yıldırımı anma zamanıdır. ’ Söyle Samet Kamuoyu öğrensin.’

BİR ATI ZORLA SUYA GÖTÜREBİLİRSİNİZ AMA SU İÇİREMEZSİNİZ