Sevgili Usta, Hıncal Uluç

Ben her gün bir blog yazardım bu gün bu ikinci olacak.

Dün sevgili Hıncal Uluç gene kendisinin çok önem verdiği 2 konuya tekrar dönmüş ve sorgulama yapmış.Birincisi Basketbol Federasyonunun dağıttığı para ikincisi Aziz Yıldırım’ın askerliği. Çok da güzel yazıyor. Anlayacağınız konuya tam anlamıyla da vâkıf. ’ Gene de değerlendirmesini yapmış. ‘Sorularımın muhatabı bakanlar onları yok saymayı tercih ediyorlar’ diyor.Bence tesbit doğru teşhis yanlış. Bunu kendi hayatımdan, gene kendisinin çok iyi tanıyacağı isimleri referans vereceğim bir kesitle, açıklayayım.Hıncal Uluç

Sene 1969 veya 1970 olabilir. Her sene yapılan Üniversite oyunları o yıl Adana’da yapılıyor. O zamanlar Talebe Birliğinde folklor yapan rahmetli eşim aynı zamanda voleybol da oynardı. Ben İstanbul Üniversitesi takımında basketbol, eşim ise voleybol oynuyordu. Kız Voleybol maçları saha yetersizliği nedeniyle Mersinde yapılıyordu.

O sene üniversite öğretim görevlileri de takımda oynuyordu. Bizim takımda da o zaman Diş Hekimliği Fakültesinden Fenerbahçeli Erdal Poyrazoğlu ile Tıp Fakültesinden Galatasaraylı Nur Danişment vardı. Her ikisi de şimdinin Profesörleridir.

Neyse o zaman biz nişanlı idik. Fazla detaya girmek istemiyorum. Mersinde kızların konakladığı otelin Lobisinde Takım idarecilerinin kızlarla beraber oturduğu ve içkili yemek yediği hakkında bir duyum aldım. Mersine gittim eşimi Adanaya getirdim. ’ Burada bir otelde kalsın 50 km yol maç günü buradan gitsin ’ dedim. Kabul edilmedi ben de otobüse bilet aldım birlikte İstanbul’a döndük. Ancak Voleybol takımı turnuvaya sadece 6 kişi ile geldiği için takım eksik kaldı İstanbuldan oyuncu getirdi. Bizim ise bir gün sonra Ankara İ.T.İ.A ile şampiyonluk maçımız vardı. Sabah Milliyet gazetesini açtım. Ergun Emek adlı bir gazeteci bize döşenmiş. Yazıya göre Fenerbahçeli Milli bir basketbolcu ,ki o ben oluyorum, Üniversite oyunları sırasında voleybol takımından bir kızla ilişki kurmuş sonra hiç bir şey yokken kızı alıp İstanbula dönmüş. Takımı zor durumda bırakmış. Gazeteyi okuduktan sonra Erdal Ağbiden telefon aldım. O hem takım kaptanımız hem de Fenerbahçede beraber oynadık. ’ ‘Uçağa bin gel akşamki maçta burada ol’ dedi. Ben de ’ Olur ’ dedim. ’ Geleyim de o gazeteciye bir tokat atayım’ ’ Tamam gel de gazeteciye tokat atma çünkü kalem onun elinde, bir tokat atarsın ertesi gün gazetede geldi ağzımı burnumu kırdı diye yazar. Hiç ilgilenme olay soğur, gerçeği bilen biliyor’ dedi.

Onun dediği gibi yaptım. Bu gün İnternete girin o değerli gazetecinin ismini yazın bir şey bulamazsınız. Erdal Poyrazoğlu yazarsanız çok yazı çıkar.

Ben bakanlarımızın soruları değil bizatihi Sayın Uluç’u yok saydıklarını düşünüyorum.Verdiğim örnekte olduğu gibi eğer bir yanıt verirlerse muhtemelen Sayın Uluç bir cevap verecektir. Çünkü kalem onda. Zaten balık hafızalı olan Türk Milleti ’ Çıkamayacağın kavşağa girme , emniyet şeridini boş tutmak lazım’ gibi ustanın çok değerli fikirlerine dahi boş verirken çok sayıda Fenerbahçe taraftarının olduğu ülkemizde Aziz Yıldırımın yatırdığı bedelli askerlik parasını fitre gibi kabul edip helal olsun adama ülkesine katkıda bulunmuş diye düşünenler dahi olabilir.

Bu yazdığım yazıdan aman usta nasıl olsa kimse ilgilenmiyor sen bu konuları unut dediğim anlamının çıkarılmamasını özellikle isterim ve ustanın bu konuların takipçisi olmasını fevkalade desteklerim. Bu konuyu gene bir anımla bitireyim.

Uzun yıllar görev yaptığım Bozüyükte bir terzi Ağabeyimiz vardı. Çok ufak tefek bir adam olmasına rağmen gençliğinde çok kavgacı imiş. Gene yörede, şu an lokantacılık yapan, onun iki katı cüssede bir kişi ile çok kapışırlarmış. Onun bile gözünü korkutmuş. ’ Nasıl yaptın bunu ağabey? diye sormuştum . ’ Ona gücüm yetmiyordu beni yere yatırıp dövüyordu. Yerde iken bile son defa ben tükürüyordum. Baktı olmayacak vazgeçti’ dedi.

Sevgili Usta sen tükürmeye devam et belki senden sonra başka tüküren olmaz.