Tenekede Midye

Üsküdar’da oturduğumuz ahşap ev 3 katlı idi.

Üst katlarda ev sahibimiz otururdu.

Alt katta biz.

Oturduğumuz kattan merdivenle yukarı çıkılırdı .

Biz araya bir sürgülü kapı yaptırdık , yukarıya çıkarken açıyorduk.

Bodrum katta bir kuyu vardı . Etrafını mutfak yaptık.

Yazın iki ailenin karpuzu da o kuyuda soğutulurdu.

Ev sahibimizin 3 çocuğu vardı. İki erkek bir kız. Hepsi de benden büyüktü.

Ben Orta Mektepde okurken erkeklerin büyüğü avukat çıkmak üzereydi küçüğü ise Hukuk Fakültesinde talebe. Baba zaten emekli hakimdi.

Beni ve kardeşimi kendi ailelerinden ayırmazlardı.

Yazları hep birlikte Çiftekayalardan denize girerdik.

Yanımızda sadece ekmek ve domates götürürdük . İki tuğla , bir de zeytinyağı tenekesinden kesip düzelttiğimiz bir sac levha.

Önce denize girerdik daha sonra sıra midye çıkarmaya gelirdi.

Bir yandan da dal toplanırdı .

Midyeler itina ile temizlenir  , İki tuğla arasına konan dallar yakılır . Teneke , tuğlaların üzerine yerleştirilirdi.

Harika bir öğlen yemeği olur hatta koktu diye etraftakilerle paylaşırdık.

Domates salatası dahil her şey çıplak elle yapılırdı . Hijyeni falan pek takmazdık.

Hiç hastalanmadık.

Zaman zaman yemek programlarını seyrederim. Eldiven kullanmadı diye birbirlerini acımasızca eleştiren kişileri görünce hep aklıma ekmek fırınları gelir.

Hani ekmek fırından çıkınca çıplak elle alıp kasalara yerleştirenleri , kasaları marketlere götürenleri , marketlerde onları çıplak elle istifleyenleri

Markette müşteriye ekmek verirken eldiven veya poşet takıp hijyen şartını yerine getirenleri hatırlar ve gülerim.

Aslında gülmemem lazım.

Hijyen çok önemlidir.