Zeytinyağlı Dolma, Vaktinden Önce Mutsuzluk

 

 

Hafta içinde annemi kaybettim.

Şeker Bayramında, okuyanları bilmem ama beni çok duygulandıran , bir cümle ile bloğumu bitirmiştim.

Bu dünyada  ne kadar dengesiz işler oluyor ki demiştim

” Bu gün ben anneme dolma yemeğe gideceğim  çocuklarım Kabristana”

Seneca (1)

 

 

 

 

 

 

Önümüzdeki bayramda artık zeytinyağlı dolma da yok.

 

Ben bu vefatların sonucundaki diyalogları pek sevmem.

Ameliyatlar öncesini de sevmem.

Eğer Devlet Hastanesinde ameliyata gireceksin vururlar cesaret iğnesini sokarlar seni sıraya. Tabii  yanda da bir kaç kuyruk vardır onlar da diğer ameliyathaneye girecek hastalar.

Hemen sohbet başlar ” Sizinki nerden? ” İçinizden ” Adapazarından ” demek gelir ama susarsınız Çünkü deseniz bakarsınız içinden  mi diye  sorarlar.

” Bel ”

” Benimki beyin ”

” Hayırlı olsun şifa olur inşallah”

Vefatlar sonrası da ilk diyaloglar bundan değişik değildir .

Yoğun bakımların önü genellikle çok kalabalık olur hepsi de hasta sahibidir.

Kötü haberi de doğal olarak orada alırsınız ve bir yere oturursunuz.

” Vefat eden çok mu yakınınız dı, kaç yaşındaydı acaba ?

Aslında sorulan soruların sizi teselli etme amaçlı olduğunu bildiğiniz halde gene de gerilirsiniz.

” Annemdi ”

Adam bir size bir bastonunuza bir de beyaz sakallarınıza bakar Allah Rahmet etsin der gider, ama gene de ” Eh yaşadığı kadar yaşamış işte ”  vurgusunu suratından silemez.

Bir de hıyar teselliciler vardır

” Başınız sağolsun annenizi kaybetmişiniz,  biz de hastamızı bekliyoruz artık”

Siz de vefatınıza çok üzülmeyin hayat devam ediyor  demek istiyor ama akım derken bokum diyenler vardır ya tam onlara örnek.

Ben ebeveynlerimden dolayı  çok şanslı bir hayat sürdüm.

Babamla yaş farkım 32 idi annem ile sadece 16.

Bu nedenle annesine Avrupalılar gibi ismi ile hitap eden nadir evlatlardan biri idim.

Askerliğim sırasında bir gün askeri elbiselerimle ailemin oturduğu Kalamış’ taki eve sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdim evde yoktular.

Daha sonra akşam üst katta oturanlar ” Bu gün,  herhalde eşinizin kardeşi,  bir  subay geldi ” diye haber vermişler annem de  ”  O benim oğlum ”  diyince de pek inanamamışlar.

Daha geçen sene oturduğumuz yere gelmiş birlikte markete çıkmıştık ben orada bulunanlara  annem dedikçe hepsi valla ne kadar espirilisin gibi bakmışlardı.

Ben gençliğim boyunca böyle aralarında 16 yaş olan bir anne babanın bütün avantajlarını kullandım. Biraz hareketli ve karşı cins meraklısı biri olarak aileme yaşattığım güzellikler sonucunda annem beni terlikle kovalar babam cebime para koyardı. Saçma sapan işler yapınca da babam kızar annem  destek çıkardı.

Bu günkü bloğumu bir tesbitimi size aktararak ve bir düşünürün özdeyişi ile bitirmek istiyorum.

Hiçbir insanın annesi ve babası kusursuz değildir.

Özellikle doğru olmasa bile çocukların onların bazı davranışlarını eleştirisel gözle irdelemiş olması mümkündür.

Benim bu konudaki tesbitim şudur

Zaman içinde bu eleştirdiğiniz konuları sizin de yaptığınızı ve acımasız eleştirilerin dozajının düştüğünü görürsünüz.

Daha sonra ise sonuç kaçınılmazdır.

Aynı babanıza benzeyen bir erkek evlat veya annesinin tıpkısı bir kız evlat olup çıkarsınız.

Herkese diyorum ki

” Yarın, geri kalan ömrümüzün ilk günüdür.”

Kendinizi yeniden değerlendirin ve eğer  bu gün eleştirdiğiniz ebeveynleriniz varsa nedenlerini yeniden gözden geçirin.

Muhtemelen kendinizi göreceksiniz.

Değişiminizle çocuklarınızı şaşırtın.

Kızgınlığı, kini ve  nefreti hayatından silin ve tabiiki mutsuzluğu

 ” Vaktinden önce mutsuz olma.”  

diyor Seneca

Ona inanın ve hayatınızın hiç değilse bundan sonraki  dönemini mutlu yaşayın.